Yok.

yine durdu sanki içim. ellerim yazamaz, gözlerim gördüğünü bilemez; sesim bir yabancı gibi, benden hariç konuşuyor sanki dilim.. öyle boş geliyor ki her şey. öyle bir “günler üzerimden aksın gitsin”ciyim ki şimdi.. keyifle değil, doymak için yiyor; mutlu ettiğinden değil öylesine içiyorum kahvemi misal..

bir keman sesi kulağımda. bir yaz gecesinin “acaba?”lı kızgınlıklarla dolu soluk ışıklarında -ki kadraja kırmızı yansır suretim- , bir balkonda, henüz hiç kırılmamış aşkların taze sevinçlerini özleten bir keman sesi.. ince bir “belki” tebessümünde, kafamda binlerce yıldız, eteklerimde gelincikler uçuşurken..

anlatmak istesem; yüzüm de yok ki; yüzüm olmadığından dudaklarım da yok ki, söyleyebileyim.. elle tutulur; “iler çıkar” yanı yok ki içimdekilerin.. eve dönüş yolunu bulabilmek için yerlere ekmek kırıntıları atan saf çocuklar gibi; satır aralarına senli bir şeyler serpiştiriyorum işte sadece.. kuşların hışmına uğrayacak ufak duygu kırıklıkları..

yine o eski hikaye. “kaçsam bırakıp”; telefonlara cevap vermesem. kimden ki kaçışım? neden her yere kendimi de götürmek zorundayım, neden bu emrivaki sahiplenme kendi benliğime, bana sordunuz mu ki hiç? neden?

yazları, kekre tadına rağmen; sahipsiz ve bol meyveli olduğundan mıdır bilinmez; evimizin yan tarafında kendiliğinden bitivermiş arsız bir ahlat ağacına tırmanmakla geçerdi bazen bütün sezon eskiden. bir keresinde saklanmıştım. aslında saklanmadım; sadece inmek istemedim ağaçtan, akşam oldu. kimse görmemişti ağaca çıkarken; yerimi bilen yoktu.. herkes aramıştı da, yarı korku yarı hınzırlıkla inmemiştim gece iyice çökene kadar.. huzurluydum, kuru dalda oturuyor olmama rağmen iyiydim orada.. o bir kaç saat; şimdi olsa sokakta altın bulmuş gibi atlayacağım bir kaç saat olurdu işte.. “yok” olmuş gibi.. “yokmuş” gibi..

bir vardı, meğer bir yokmuş. yanılsama, sanrı, zannetme ve hayal kırıklığı ibarelerinin hepsi aynı kefedeymiş, çok da ağırlarmış meğerse.. bazen ben ne desem; ağzımı ne için açsam suçmuş, anlamak yerine dönüp gitmeyi ya da bana kızmayı tercih etmiş herkes. bir de, “dünyanın düz muradı yok”muş. 3 sene çok uzun bir zamanmış; rüyama da gelmiyormuşsun artık, bir görsem de hasret gidersemmiş; keşke.

soundtrack: incesaz & yeni türkü