yaz

Sevgili Yaz

Yazı düşünmek var, sıcağından leşliğinden bahsetmiyorum. Hayal kurmayı daha iyi bildiğimiz fakat elimizdekinin kıymetini bilemediğimiz yıllardaki yazı düşünüyorum. Hani denizden ne hikmetse erken döndüğümüz ya da belki daha denize inmediğimiz, çoluk çocuğun uykuya yattığı, arabadır motordur sesini pek duymadığımız, belki uzaktan geçen kayık, tekne seslerinin içimizde değişik heyecanlar yarattığı, kuşların o sıcakta nasıl bu kadar enerjik öttüğüne henüz şaşırmayı akıl edemeyecek kadar genç olduğumuz, zamanın çok yavaş aktığı öğleden sonra saatleri. Yazlıkta uzun, eski ve az biraz gıcırtılı kanepeye boylu boyunca uzanıp, anneannemizin dantel örerken açtığı türküleri dinleyerek uyukladığımız aksak ritimde geçen güzel zamanlar. O güzelim yazlıktaki eski püskü perdenin, öğle saatlerinde huşu içinde nadiren de olsa oynayışına duyduğum bir özlemle yazıyorum bunları. Güzel yaşadık, muazzam geçirdik çocukluğu ve gençliği. Çok şükür. Şimdi benim için huzur vesilesi olan bu tasvir, o günleri idrak ederken bu denli huzurlu gelmezdi hiç. Neden bilmem.

Soundtrack: İncesaz – Benimle Evlenir misin?

Yaz Kapıdan Baktırır..

Közlendi mi patlıcanlar? Kavunu kestin, soğusun diye dolaba koydun mu? Bir yanda çimçim karideslerin haşlanıyor değil mi?

Balkonda yaktınız tabii mangalı, ev balık kokmasın. Koksun ya da, ne güzel değil mi? Az mı sırf kokusunu içine çekmek için gezerdin Kadıköy’deki balık pazarında? Bir bira açtın belki buz gibi yemeği hazırlarken, inceden bi Zeki Müren sesi geliyor radyodan..

Deniz börülcesi bulmak için pazara gittin geçen gün, hem çok lezzetli hem hazırlaması çok kolay; seviyorsun ayıklamayı.

En önemlisi salata aslında. Salata mühim abicim. İyi bir salata lazım balığın yanına. Ama bir de köpoğlu gerçeği var ki senin için; olmazsa olmazı rakı sofrasının. Patlıcan diye bir sebze, sırf köpoğlu için yaratılmış sana göre.

Yoğurtlu semizotunun yeri de ayrı, hakkını yememek lazım.

Sofra hazır; buzluktan ehl-i keyfler alınsın, Tekirdağ Altın Seri’ye de “elma” densin, çıksın artık dolaptan..

Her şey tamam. Yaz gelebilir artık.

Hadi!

 

551661_10151163346307571_1509197542_n

 

 

Bir dakika şimdi, önce bir şunu aç; Bulutsuzluk Özlemi – Güneye Giderken

Okurken dinlemeni istiyorum. Hah.

 

 

Hadi bak yine yaz olsun.

 

Çok da düşünmeden atlayalım yine arabaya, istikamet hep Muğla. Bu sefer Datça mı, Söğüt mü, Bozburun mu, Gökova mı sen karar ver. Belki daha önce uğramadığımız bir yer olur? Bağıra çağıra eşlik edelim yine Nejat Yavaşoğulları’na; Yolda güneş yükse-liiiii-yoooor-duuu; güneye giderken!

Sabahları botla açılalım bir koya; sen dal ben olta yapayım. Giderken ve gelirken muhakkak sırtı çekelim ama! Biraz fazla açılırsak, Symi de konaklarız hem.

Akşam dönelim pansiyona, Söğüt’e gitmişsek, Pakize ablanın müthiş yemeklerinden yiyelim. Sofrada salata, deniz börülcesi, ahtapot, kalamar, karides, lahoz, midye olsun.. Bir de 35lik; yeter bize.

Dönüş yolunda üşenmeyelim, Bodrum’a uğrayalım. Bitez’deki dondurmacıdan mandalinalı dondurma; izmir yolundaki mısırcıdan kaynamış mısır alalım.

Söke’de trafik çoktur kesin, Kuşadası’ndan kaçalım.

Bu kadar sıradan hayata inat, biz hep “Hadi mi? Hadi!” mantığında yaşayalım.