şarkı

Hıdırellez

koşuşturmaktan hiç farkında değilim, hıdırellez gelivermiş.. bu ara blogumu çok boşladığımı biliyorum ancak yoğun olan tempom daha da arttığı için bu sıra böyle olacak.

hıdırellezin, hepimize bolluk, bereket, sağlık ve neşe getirmesini diliyorum. evrenin bize sunduğu güzellikleri ayırt edecek şekilde açılsın hepimizin gönül gözleri..

geçen sene bu zamanlar “acıyı ekmiştim, yerine aşk yeşerdi” çok şükür.

kutlu olsun!

Olan Biten

bu ara kafam çok dolu, yazmak istesem de toparlayıp yazamıyorum.

goddess artemis’ ciğimin yolladığı mim aklımda, yazacağım.

sözlük izmir tayfası ile ilgili yazacağım; qm butterfly ile çekilmiş fotoğrafımızı filan koyacağım, aklımda.

teoman’ a çok bayılmam. ancak son albümündeki “mavi kuş ile küçük kız” şarkısı beni benden aldı.

cem adrian’ ın, bizi ölüme sürüklemek için şarkı yaptığına “nereye gidiyorsun?” şarkısından sonra kesin kanaat getirdim.

şarkılardan konu açılmışken rumeli ve ege türküleri nezdimde çok ayrı yerlere sahipler. hele ki “çalın davulları, bülbülüm altın kafeste ve dahi kırmızı buğday” türkülerinin hastasıyım. başkaları da var ama bu üçü direk alakalı alakasız gökhan’ ı anımsatıyor, mutlu oluyorum. ehih.

bu haftaki sayısalda yine 2 tutturdum. ayıp denen bir şey var. 6 istemiyorum yahu? 5 istiyorum ben.

sabah kabus gördüğüm için ağlayarak uyandım, hala gerçekmiş gibi geliyor gördüklerim. zaten bir 2-3 saat kendime gelemedim uyandıktan sonra. çok fenaydı.

öyle işte.

Bilene Sormak

az sonra yazacaklarım, egoist‘ in “bilene sor” şarkısını dinlerken içimden geliverdi birden. herhangi bir şey olduğundan değil, sadece içimden geldiği için yazıyorum yani.

asla politikacı olamazdım sanırım. çünkü nabza göre şerbet vermeyi hiç bilemedim. bu, eğitim hayatımdan aileme; iş yaşantıma, arkadaşlıklarıma ve dahi sevgililerimle olan ilişkilerime de daima yansıdı. her daim içimden geleni yaptım, aklımdan geçenleri kötü niyet olmaksızın pat diye söyledim hep. insanlar hep garipsedi bunu. “sen biraz ilginç bir tipsin” minvalli cümleler bile duyduğum oldu. ilginçtim, çünkü onlar gibi değildim. arkadan iş çevirmeyi, kendi çıkarım için bir şeyler söylemeyi ve yapmayı tercih etmiyordum onların gözünde. bu, onlara göre anlamsız ve gereksizdi. çözemediler, çözemedikçe de etiketlediler yeri geldiğinde. kendimi anlatma gereği duymadım anlamayana; anlayanlar zaten ne güzel ki çoğunluktalar, uzunca zamandır hayatımdalar. ne zaman kopya çekmeye çalışsam yakalandım, ne zaman yalan söylesem er ya da geç kendi kendime ele verdim kendimi. sevmediğim birisinden uzak durduğumda soğuk, sevdiğim insanlara sevgimi sınırsızca, istediğim gibi gösterdiğimde ise fazla sıcakkanlı anıldım. oysa sorun insanlara genelde ilk anda güvenivermem, herkesi kendim gibi zannetmemdi. sır tadında yaşadığım az şeyim oldu benim, başımdan geçen iyi-kötü şeyleri birileriyle paylaşmaktan hiç çekinmedim. çünkü ben, kimsenin özelini ona karşı kullanan birisi olmadım, bu yüzden bana da yapılmaz sandım hep, hep de yanıldım.

sevgi gördüğüm yere sevgi veririm, sevgi görmediğim yerde gösterilen saygıya bakarım. o da yoksa ışık hızıyla tüyerim ortamdan, ardıma bile bakmam.

eskiden çok üzülürdüm bir kişi bile anlamasa beni, ya da yanlış anlasa. sorun olgunlukmuş meğerse, az evvel şarkıyı dinlerken farkettim ki umurumda değil artık. ben benim, sevdiğim-sevmediğim şeylerle; huysuz yanlarımla, dik kafalılığımla, maskesiz-yalansızlığımla, şeffaflığımla, alınganlığımla, duygusallığımla, her şeyimle. ben benim.

ve böyle çok iyiyim.

şarkı neden yazdırdı bana bunları? çünkü;

sen beni bilene sor, anlatsın.
benim kartlarım hep açık,
sen anlarsın.

demiş egoist şarkıda. çok da güzel söylemiş.

Rumeli Havası

nasıl naif bir şarkıdır bu.. sezen aksu‘ nun yeni albümünün çıktığı şu günlerde, eski bir şarkı olmasına rağmen üstüste bir kez daha, bir kez daha dinleyeyim istedim; doyamadım.. ben bu kadını seviyorum; isterdim ki kafamdaki onca düşünceyi ben de onun kadar güzel yansıtabileyim dışarıya.. allah seni başımızdan eksik etmesin be sezen; öyle içten söylüyorum ki bunu..

“gelip gitti ah,
beni buldu sevdanın en karası..

baharlarla sonbaharlar,
güzler-yazlar arası..

ihtimal ya,
fikrinize düşersem;
tutturun bir rumeli havası..

(şunu şuraya yazarken, “kıran kırana” çalmaya başladı, bir ara onun sözlerini de yazacağım sanırım; “sen ki acı çekmenin en kibarını bilirsin; sen ki mum gibi içine içine erirsin..” diyerek, sardunyalarıma su vererek..)

Deniz Yıldızı


3 yıldır bekliyoruz.. geldi nihayet “deniz yıldızı“.. “adında yıldız geçen albüm“.

albümü şu sıralar çeşitli sebeplerden edinemeyeceğimi düşünürken; insanlar için küçük masallar hazırladıkça mutlu olabilen bir küçük peri kızı getirip kucağıma bıraktı; kadıköy’ de bir çilekli pastanın içinden denize bakarak ağlarken ben..

şimdi, bu yazıda tek tek şarkılardan bahsetmeyeceğim; şarkılar nazarımda anılandıkça gelecektir zaten zaman içinde bir şeyler.. bu yazıyı yazma amacım sadece albümü kutlamak.. yine harikasın sezen; yine en güzel, yine en naif..

bu arada, en sevdiğim deniz canlısının deniz yıldızı olduğunu; yıldız biçimine bayıldığımı söylemiş miydim? nasıl anlamlanıyor bazen bazı şeyler.. nasıl..