öğretmen

Öğretmen Dediğin…

Öğretmen gruplarından bir arkadaşım, düşüncelerimi öyle güzel yazmış ki, hem 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle, hem de mesleğime kendini bilmez insanlar tarafından yöneltilen saçma sapan ithamlar nedeniyle paylaşmak istiyorum.. Yazan arkadaşım Doğu illerinde bir öğretmen.

 

“Çoğu zaman öğretmen olmayanların haksız eleştirilerine maruz kalıyoruz. Tatilse, evet, yaptık. İki ay paşalar gibi… Seminerse, yazıldık, gittik, katıldık. Sen mesaini akşama kadar sigaraydı, çaydı, kahveydi, muhabbetti diye doldururken; ürettiğin sadece birkaç senelik ürünken ya da bilgisayar ekranındaki rakamlarken, ben İNSAN’la uğraşıyorum. Senin geleceğini çiziyorum. Otobüste ayakta kalma diye, yaşlandığında sana saygı duyulsun diye çalışıyorum. Hesaplarının içi boşaltılmasın, berber saçını doğru kessin, çöpçü çöpünü düzgün toplasın diye uğraşıyorum. Bunları da sadece 1600 liraya yapıyorum. Sorsam, çok para diyebilirsin. Eğer bazı meslektaşlarımı görmüşsen, işini eksik yapan ya da önemsemeyen; herkesi öyle sanmamalısın. Uzaktan anca “liseli” diye geçip gittiğin ya da “Bırak Allah’ın ergenini” dediğin çocukla hiç 45 dakika konuştun mu? Hayata onun algılama penceresinden baktın mı? Yolda elinde sigara ile etrafındakilere tehditkâr tavırlar sergilendiğinde üzüldün mü hiç? Hayatta 40 tane insanı karşına alıp, yaşlarının da 13-14 olduğunu bilmene rağmen onlara saygı duydun mu? Ağızdan çıkan her şeyi kaydeden bu dimağlara karşı sorumlu olmayı hiç yaşadın mı? Maaşının 600 lirası vergi olarak kesilen bir meslek yapalım, hâlâ “yata yata para kazanıyorsunuz” deyin. Bunun adı yatmaksa, evet yatıyorum arkadaşım, var mı itirazın?”  

[Şule K.]

 

Öğretmenler gününüz kutlu olsun!

Bir Garip Pireti’yim Yüksekova’da

Yazacağım diye söz verip zerre umursamıyor görünüyorum farkındayım. Ama nedense elim yazıya gitmiyor bir türlü.

 

Öncelikle bana her konuşmamızda sorulan ilk soruyu cevaplayayım; Newroz kutlamalarına izin verilmediği zaman(20 Mart’ta kutlamak istenmişti) çıkan olaylardan sonra burada bir tatsızlık olmadı şükür. Tabii bol elektrik kesintisi, elektrik gidince gidiveren su var; ama çatışmaya şahit olmaktansa evladır bence.

2 Hafta önce Hakkari merkeze gittim. Yol, Zap suyu’nun yanından gidiyor pek hoş. Ama bir o kadar da tehlikeli. Mecbur kalmadıkça bir yerlere gitmek istemiyorum bu yüzden. Sümbül Dağı manzarasına bayılmakla birlikte, Yüksekova’nın Hakkari’den çok daha güzel olduğunu düşünüyorum.

Hava ısındı, dağların bile çoğunda karlar eridi. Güneşli günlerde ince deri ceket fazla geliyor, geceleri ise oldukça soğuk. Yağmurlu günlerde yağmur çoğunlukla dolu ile karışık yağıyor ve o ılıklık kayboluyor tabii.

Okula giderken sürekli alakasız minibüslere binmek gibi saçma bir alışkanlık edindim yalnız. Bilinçli yapmıyorum. Minibüslerin kalktığı yere gidiyorum ve gitmek üzre olan minibüse “FSM’den geçiyor mu?” diye soruyorum. İlk seferinde Yüksekova Lisesi’nin öğrenci servisine denk gelmişim. “Gel hocam geçiyor” dediler bindim. Araç hareket edince farkettim ki minibüs değil öğrenci servisi.. Başka bir gün de adını anımsamadığım bir köy minibüsüne binmişim. Yine “Gel hocam” deyip okulda bıraktılar. İşin bir tuhaf yanı da para almıyorlar. Normal minibüse bindiğimde tanıdık birine ne zaman rastlasam ücretimin ödendiğini öğreniyorum. 75 kuruş, bir şey değil ama İstanbul-İzmir’de yaşamış bir insan için bu oldukça tuhaf bir durum takdir edersiniz ki.

Buradaki sofralar ayrı olay. Daha dün bir aileye davetliydim arkadaşlarımla. Evin hanımı resmen döktürmüş. Soslu tavuk, İran pilavı, içinde nar ve bezelye de olan muhteşem bir çeşit yoğurt çorbası, yahni, Urfa kebap, salatası, tatlısı vs. derken kendimizden geçtik. Yüksekova’ya özgü döwin ve keledoş zaten apayrı zevkler. Ha bir de, Loca Cafe Bistro’nun Antepli ustası sayesinde diğer kebap çeşitlerinden de nasibimi alıyorum.

İnsanlarda genelde(benim şimdiye kadar denk geldiğim) hep bir karşısındakini kırmama ve yardımcı olma davranışı hakim. Okul açısından denk geldiğim veli profili ise yine değişmiyor. 2 velim toplantıda neden harf öğretmediğimi sordu geçen gün, anasınıfında olduğumuzu hatırlattım. Bir de yine veli toplantısında benimle yaşıt bir velimin 7 çocuğu olduğunu ve 15 yaşındayken berdelle evlendiğini öğrendim. Yüzüm nasıl bir şekil aldıysa, kadıncağız “Ama eşimle çok mutluyuz” diye açıklama gereği duydu.

Açıkçası üniversiteyi Sakarya/Hendek’te okumuş birisi olarak Yüksekova’nın bin kat daha güzel, çağdaş, yaşanılası olduğunu tereddütsüz söyleyebilirim. Hendek’te “yabancı” olduğumuz için yaşadığımız yığınla sıkıntıyı düşünüyorum, bir de yine “yabancı” olduğum için burada gördüğüm saygı, sevgi, iyi niyet ve itibarı düşünüyorum. Kıyaslamak bile hata.

Okul için düzenlediğim yardım kampanyası dahilinde bütün kargo firmalarıyla ahbap oldum bu arada. Okul öncesi malzemeleri konusunda oldukça şanslıyız ancak kitap biraz sönük kaldı şimdiye değin. Ancak çalışmalarım sürüyor! Bu konuda eskiden çalıştığım Özel ALEV Okullarına ve diğer bağlantılar için Derya Divrikli Gül ve Yeşim Mutlu’ya çok teşekkür ederim. Ve tabii, şimdiye kadar koli yollamış herkese. Her koli alıp açtığımda gözlerimin dolmasına engel olamayışımı burada anlatıp ortamı bir anda duygusallaştırmak istemem, bu salya sümük durum ben ve stajyerlerim arasında kalsın o yüzden :)

 

Bu arada nikahıma da 35 gün kaldı. 19 Mayıs’ta iznimi alarak İzmir’e gideceğim. 3 Haziran’da da Yüksekova’ya geri döneceğim kısa bir süre için.(Seminer vs.)

 

Çok bütünlüklü bir yazı olmadı. Ama uzun zamandır yazmıyor oluşumu telafi etmek ve buradan enstantaneleri anlatmak açısından sizi bir süre oyalar sanırım.

Böyle işte.

Yüksekova/Hakkâri

 

En son yazımda ataması yapılmamış öğretmen olmaktan bahsetmişim ve öylece kalmış. Şubat ataması ile atanan öğretmenlerden biriyim artık. Pılımı pırtımı toplayıp Yüksekova’ya geldim bu nedenle.

Bugün tam bir hafta oldu buraya geleli. Aslında sakin kafayla yazmak istediğim bir sürü detay var, zamanla da yazacağım. Şimdilik bir ön yazı olarak bunları yazayım dedim.

Batıdan göründüğü gibi bir yer değil burası, kendine has handikapları olsa da ilk bir haftanın sonunda rahat rahat yaşayabileceğime kanaat ettim. Allah fikrimi değiştirecek şeylerle karşılaştırmasın. Bu rahatlığımda payı çok büyük olan Yüksekovalı arkadaşlarımdan yine ayrıca bahsedeceğim. Tabii atandığım okula düzenlemeyi planladığım malzeme/kitap kampanyalarını da ayrıca konuşuruz.

 

Buradan bir kez daha atamamla ve kalkıp buralara kadar gelmemle ilgili iyi dileklerini, dualarını paylaşan, benimle gurur duyup kendimle gurur duymama vesile olan herkese çok teşekkür ediyorum.

Ataması Yapılmamış Öğretmen Olmak



Zamanı beklemek ne zor. İstemediğin, sevmediğin şeylere, işlere, insanlara tahammül etmek zorunda olmak.. İçimden ne zor sayıyorum, bir söze dökebilsem.. Biliyorum, sonrası daha kolay olacak. Zaten sevmediğim kış, bir de üzerine böyle yüklü, ağır zamanlar. Zamanı beklemek çok zor, akıl sağlığına zarar veriyor insanın. Hani belki birazcık bıraksan tutunmayı, direnmeyi; düşüverecekmişsin gibi bir yerlerden. Onca eğitim, olumlu düşünme zımbırtıları böyle zamanlarda kar etmiyor; aksini iddia edenin en kötü zamandaki mızıldamalarını hiç acımadan çarpıyorum suratına. Keyfim yerindeyken zira, ben de pek severim ahkam kesmeyi; herkes gibi. Ama herkes gibi bilirim ben de, yaşarken o avuntulara sığınmanın külfetini.

Çok zor tahammül ediyorum. İşsiz de olabilirdim diye avutamıyorum kendimi her sabah hiç alışamadığım ve sevmediğim iş yerime giderken. Şımarıklıktan mı, bilmiyorum, belki. Ama geçen 3 yıldaki iş yerimi, işimi çok özlüyorum. Bir devlet anaokulunda ücretli öğretmendim, aşırı mutlu, rahat, huzurlu çalışıyordum. Performansım 8 yıllık meslek hayatımın zirvesindeydi hep. Ama şimdi, bizzat çıkardığım işten memnun değilim, ancak başka türlüsüne, daha fazlasına enerjim kalmıyor. Her yazımda bir şekilde geçiyor artık ama ataması yapılmayan öğretmen böyle düşünüyor işte. Bir sabah bir haber gelecek umuduyla, iş yerindeyken annem her aradığında.. Twitter’da aramaya kaydettiğim iki kelimelik bir özet: Ek atama. Olmadıkça bir şeyler daha katlanılabilir olmuyor. Bir anda bir hırka gibi üzerimden çıkarıp atıvermek istediğim, her gün biraz daha ıslanıp üzerimde ağırlaşan bir yük. O kadar zaman oldu ki dilediğim diğer her şeyden vazgeçip yalnızca atanmayı dilemeye başlayalı. Ağır yük, büyük bir can sıkıntısı.

Başka hiçbir şey değil.

Kedi Merdiveni

5 yaşındaydım. o dönemde yaşadığım evle ilgili anılarımı 20’li yaşlarımın başına kadar eksiksiz hatırlamış olsam da, artık silik ve eksik bir çok şey.

ama 5 yaşındaydım ve kız meslek lisesinin anaokuluna gidiyordum; bunu çok net hatırlıyorum hala..

öğretmenimin adı Fazilet.(ki hala arada sırada görüşüyoruz!) komşumuz İlknur teyze’ nin oğlu Gökçer’ le birlikte gidiyoruz okula. sabahları peynir, zeytin hep oluyor kahvaltıda.. bütün çocuklar da yiyorlar maaşallah.. ama ben yemediğimden hep aç kalıyorum. okulda uyku saati var, yemek saatleri var, oyun saati var, etkinlik saatleri var.. var da var..

ama ben, uyuyamıyorum uyku saatlerinde; yemek saatlerinde henüz acıkmamış ve gayet mızmız oluyorum. (üniversiteye kadar süren bu mızmızlığıma dair detaylı ve illallah dedirtmiş bilgiler için anneme başvurunuz..)

her neyse, bir gün etkinlik saatinde renkli renkli tuhaf kağıtlar getirdiler bize, adı krepon kağıdıymış. buruşuk buruşuk, rengarenk… çok güzellerdi! sonra öğretmenim bana kedi merdiveni yapmayı öğretti o kağıtlardan.. bir pembeden, bir maviden.. önce onu üste, sonra öbürünü.. sıkılarak ama merakımdan, “bu ne olacak ki?” duygusundan bırakamamıştım bitene kadar.. sonra hiç sıkılmadım. çok güzel oluyordu bitince; sabretmeyi sanırım ilk orada öğrendim.

kedi merdiveni.. adı nerden gelmişti acaba? bunu düşünürken gözümün önünden yaptığım kedi merdivenlerine tırmanan minicik minicik kediler geçiyordu hoplaya zıplaya.. hala bu hayali atamadım kafamdan..

şimdi, kedi merdivenini öğrendiğim o günlerin üzerinden 21 yıl geçmişken Cumhuriyet Bayramı öncesi ben de ördürdüm çocuklarıma.. odamızı süsledik; kimi yaptığını görmese de, kimi algılamasa da ya da kimi işitemese de o krepon kağıtlarının sesini… beğendiler biliyorum. beğendik…

kediler geçti kedi merdivenlerimizden minicik minicik; biz patilerinin seslerini dinledik..