kural

Geri Kalan Kurallar

on altıncı kural: kusursuzdur ya allah, onu sevmek kolaydır. zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilinebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.”

***

on yedinci kural: esas kirlilik, dışta değil, kisvede değil kalpte olur. onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır.yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.”

***

on sekizinci kural: tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir.şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil,bizzat içimizde bir sestir.şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. ve unutma ki nefsini bilen rabbini bilir. başkalrıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mukafat olarak yaradan’ı tanır.”

***

on dokuzuncu kural: başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. yakında gül yollayacak demektir.”

***

yirminci kural: yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. gerisi zaten kendiliğinden gelir.”

***

yirmibirinci kural: hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. şayet allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, hak’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.”

***

yirmi ikinci kural: hakiki allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.”

***

yirmi üçüncü kural: yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret.kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.
aşırılıklardan uzak dur.sufi ne ifrattadır ne tefritte. sufi daima orta yerde…”

***

yirmi dördüncü kural: madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. insan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.”

***

yirmi beşinci kural: cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. ikisi de şu an burada mevcut. ne zaman birini çıkarsanız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak: nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.”

***

yirmi altıncı kural: kainat yekvücut, tek varlıktır. her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. unutma ki dünyanın öte ucundaki tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.”

***

yirmi yedinci kural: şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.
öyleyse kim senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. senin gönlün değişirse, dünya değişir.”

***

yirmi sekizinci kural: geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. sufi daima şu an’ın hakikatini yaşar.”

***

yirmi dokuzuncu kural: kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. bu sebepten, ‘ne yapalım kaderimiz böyle’ deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.”

***

otuzuncu kural: hakiki sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez.
sufi kusur görmez, kusur örter.”

***

otuz birinci kural: hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp… hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.”

***

otuz ikinci kural: aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, tanrı’ya saf bir aşkla bağlanabilesin. kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. bilhassa putlardan uzak dur, dost. ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! inancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!”

***

otuz üçüncü kural: bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen bir hiç ol. menzilin yokluk olsun. insanın çömlekten farkı olmamalı. nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.”

***

otuz dördüncü kural: hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. tam tersine böyle bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. teslim olan insan, çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır, emin bir beldede yaşar.”

***

otuz beşinci kural: şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. mümin içindeki münkirle tanışmalı, tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. insan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.”

***

otuz altıncı kural: hileden, desiseden endişe etme. eğer birileri sana tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, tanrı da onlara tuzak kuruyordur. çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. bu sistem karşılıklar esasına göre işler. ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.
o’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. sen sadece buna inan!”

***

otuz yedinci kural: tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. o kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. her insan içiin bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.”

***

otuz sekizinci kural: ‘yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?’ diye sormak için hiçbir zaman geç değil. kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. her an her nefeste yenilenmeli. yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.”

***

otuz dokuzuncu kural: noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. bu dünyadan giden her hırsız için yeni bir hırsız daha doğar. ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır, merkezinde… hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı kalmaz.
ölen her sufi için bir sufi daha doğar.”

***

kırkıncı kural: aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! ayrımlar ayrımları doğurur. aşk’ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
başlı başına bir dünyadır aşk. ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.”

***

bitti. bilgi dediğin; içinden kendi payına düştüğüne inandığın kısmını çekip çıkarıp aldığın; bazen kullandığın, hayata geçirdiğin; bazen iki evirip-çevirip çöpe attığın bir şey değil mi? elif şafak yazmış, ben de buraya aktardım. kısmet.