Güney

Makarna, Lütfen!

Güney’in ek gıdaya geçiş serüveni hakkında uzun uzun yazmak istiyorum ne zamandır. Ek gıda konusu hem uzmanlığım hem de tecrübelerim nedeniyle bir çok yeni anne olmuş arkadaşımın sık sık bana sorduğu sorular arasında. Aslında o sohbetleri ve mesajlaşmaları şuraya copy paste yapsam bile olur. Ben size şimdi bu geçiş sürecinde en büyük destekçimden bahsedeceğim biraz.

Makarna, Lütfen! ile ilk nereden gördüm de tanıştım inanın hatırlamıyorum. Beni ilk çeken şey hamurunda peynir olan makarnasıydı sanırım. Bilenler bilir, peynir, özellikle de beyaz peynir ile hiç işim olmaz. Aynı tabakta peynire değen şeyi dahi yiyemem, elleyemem. Siparişim gelince çok da emin olmadan pişirdim beyaz peynirli makarnayı. Hiç peynir tadı yoktu ve makarna son derece lezzetliydi. Nihayet dedim, zorlanmadan peynir tüketebileceğim bir şey çıktı karşıma. Siteyi ziyaret edip ürünleri inceledikçe ilgilendiğim ürünler artmaya başladı. Katkısız çorba karışımları, tuzsuz köfte harcı, sebzeli makarnalar, porçini mantarlı sos filan derken ilişkimiz ilerledi.

Bu arada şunu da söyleyeyim. Son moda tabirle ben “organikçi” ya da “organik anne” değilim. Evlendikten sonra bir dönem eşim ciddi bir rejim yaptı. Ciddi derken, diyetisyenle falan değil. Paketli gıdalar, katkılı şeyler, tuz vs. olabildiğince kestik, çıkardık hayatımızdan. Sonrasında ben sigarayı bırakıp kilo aldım, ilelebet bir yediklerimize dikkat etme durumu hasıl oldu. Salça değil ev yapımı domates sosu ile pişer yemeklerimiz, yoğurdu evde mayalarım, yağ olarak sadece tereyağ ve zeytinyağı kullanırız onları da azıcık ve yemek piştikten sonra ekleriz. Bu yağları güvenilir doğal yerlerden temin ederiz. Meyve sebzeyi zamanı değilse almayız, pazardan alışveriş ederiz gibi gibi ufak tefek şeyler. Ufak tefek diyorum ama İstanbul’da yaşarkenki beslenme alışkanlıklarımla şimdiki beslenme düzenimiz çok farklı. Yani organikçi değilim ama kaliteli ve temiz yemek yer olduk zamanla, bu da bir alışkanlık haline dönüştü galiba. Bunları yazdım diye dışarda yarım ekmek köftedir, arada seyyardan tavuklu pilavdır gömmüyoruz sanılmasın :) Ama bekarlığımızdaki gibi gece 2’lerde pideci kapılarında Nazilli gülü yemiyoruz artık. :)))

Makarna, Lütfen! bu yukarıda yazdığım birkaç kalem ürünle mutfağımıza bir şekilde girdi. Sonra hayatımıza hamilelik ve Güney dahil olunca, bir de çocuk 6. ayını doldurup ek gıdaya başlayınca kullandığım ürün skalası gittikçe genişledi. Beni en çok kendine bağlayan özelliği katkısız ürünler olması. İçim o kadar rahat ki.

Oğlum için kullandığım meyve kurularını, köfte harcını, sebzeli ve peynirli makarnalarını; pankek, omlet ve muhallebi yaparken kullandığım ruşeym, tam buğday unu, ruşeymli irmik gibi ürünleri, katkısız sebze ve tahıl, mercimek çorba karışımlarını Makarna, Lütfen!’den temin ediyorum. Özellikle bebek tarhanası tekli sebze tadımlarını bitirdikten sonra yediği ilk çorba olmuştu. Ürün içerikleri sitede de, ürünlerin etiketlerinde de yazıyor. Sitede “ek gıda” kategorisi var, aylara göre uygun ürünleri seçebilirsiniz. Karışık sebze çorbalarını çok kullanıyorum; (ki sanırım brokolili, kerevizli ve nohutlu olmak üzere 3 farklı çeşitler) içindeki sebzeleri ek gıdaya ilk geçtiginde mevsimine uygun taze alarak, öncelikle tek tek ve 3 gün kuralıyla buharda pişirerek Güney’e tattırdım. Alerjisi çıkmadığı için kullanabiliyorum. Her ay en azından 1 siparişim muhakkak var. :) 

Makarna, Lütfen!’in sahibi Tuğba hanım hakkında çok bir şey söylemeyeceğim. Olay nedir, kendisi necidir bunları siteye girerek ya da Google’da aratarak bulabilirsiniz. Gerçekten gurur verici bir hikayesi var bence. Bir kaç ay önce kendisiyle eski bir sosyal platformdan arkadaş olduğumuzu keşfettik, bu da hoş bir tesadüf oldu. Bu yazı vesilesi ile kendisine böyle güzel bir iş yaptığı için çok teşekkür ederim. Sayesinde son derece keyifli bir ek gıdaya geçiş donemi geçiriyoruz, çocuğumun iyi beslenip beslenmediği ile ilgili hiçbir şüphem yok. İyi ki varsın Makarna, Lütfen!

Peki Peki Anladık

Dün akşam çok eski bir blog ve sözlük arkadaşım ile karşılaştık. Normalde, insanlarla karşılaşınca ne yaparsın? Ayaküstü biraz hal hatır sorar yoluna devam edersin. Bizler ise, uzunca sohbet ettik ve kendi adıma doyamadım. Hem de hiç.

Neden? Çünkü eşekten düşenin halinden eşekten düşen anlıyor da ondan. Güney ayın 10’unda 9. Ayını bitirecek, onun oğlu ise 1 yaşını doldurdu. Yani bizler, aşağı yukarı 4 aylık bir arayla aynı şeyleri yaşayan mağdur ama mutlu tipleriz. Ek gıdadan girdik hastalıktan çıktık, diştir kuştur derken doyamadık.

Böyle oluyor işte. Samimi insan bulduğun zaman yakalayıp bırakmayasın geliyor. Çünkü aslında her eşekten düşen bir değil. Herkes bebesini kıyaslama yarışına girmeye çok meraklı. Bu sinsilik olmadan, maddi manevi yarışa girmeden iki lokma halini anlatabilmek günümüzde adeta bir lüks. Ego çok akışkan bir şey. Dozu önemli. Kendi kurduğun hayatla, çocuğunla elbette gururlanırsın. Çocuğun iyi bir şey yaptığında mutlu olmaman gibi bir durum asla söz konusu olamaz zaten. Ama zaman öyle bir zaman ki, geçenlerde bir Facebook grubunda “Çok güzel çocuk yapmışım, herkes oglusumu kıskanıyor ne yapacağımı bilemiyorum” minvalli seyler yazan bir kadına denk geldim. He bizimkiler at boku zaten. Ya böyle bir şeyi nasıl düşündün, onu bırak ne cüretle yazdın hiç anlayamıyorum. Ne demelerini bekledi acaba insanların? “Aaaa hakketten kardeş ne güzel yavrulamışsın çocuğumdan soğudum şu an derhal çöpe atıyorum daha fazla böyle yaşayamam” falan mı? İnan hiç kıskanmıyoruz senin oğluşunu ya. Neden kıskanalım? Bu örneği verdim diye bu tipleri uzaklarda aramayın. Her yerdeler inanın. Kucağımda ya da bebek arabasında Güney’i gören bir kadını kıçıma başıma bakarken yakalıyorsam biliyorum ki o da o tarikattan. Bakıyor ben kilo vermiş miyim, bebe kaç aylık, kocam bu esnada napıyo, armut gibi yanımızda dikiliyor mu çocuğun bi şeylerine yardımcı mı oluyor.

Kendi dünyanda sen en iyi annesin canım kardeşim. Hep de öyle kalacaksın. Bunu ironi olarak söylemiyorum gerçekten öyle. Bu olmasa zaten hayatımız başkalarına özenmekle geçer. Hiç gerek yok kendini kimseyle yarıştırmaya, o ne yapıyor diye kem gözle bakmaya.

işte bunlar olunca, hiç keyfi kalmıyor kendin gibi yeni anne-babalarla oturup hasbihal etmenin. Biliyorsun ki fitne var fesat var. Peki benim burda ne işim var deyip koşarak uzaklaşıyorsun.

Arkadaşım ve eşi sağ olsun, o ayaküstü sohbette başından yakın tarihlerde aynı şeyler, aynı aşamalar geçmiş insanlar olarak acayip keyif aldık. En kısa zamanda bebeleri tanıştırırız umarım.

Sıradışı Bir Hamilelik Yazısı

Hemen hemen konuyla ilgili bütün kitaplarda, internet sitelerinde gebelik mucizevi bir zaman dilimi olarak anlatılır. Hatta, çoğu zaman konunun muhatapları bile geçirdikleri 40 haftanın ne kadar da muhteşem, ne kadar da büyülü bir zaman dilimi olduğundan dem vurur. Aaa hamilelik mi? Ne kadddar da harika!

Ben size biraz işin iç yüzünü anlatmak istiyorum. Yaşamadım ama zaten çoğu gebelikte ilk 3 ay mide bulantısının dibine vurarak, “Su içsem kusuyorum” modunda geçiyor. Ben şanslı azınlıktaydım. Bir kere olsun midem bulanmadı. Buna rağmen bu ilk trimesterde kilo almadım. Yaşayanlar mide bulantılarının insanı yaşadığına pişman ettiğini söylüyor. Bunun dışında, İlk 3 ayda hafif bir karın gerginliği harici pek sorun olmuyor. Ha tabii bir de göğüsler var. Hani ergenliğe girersin ve o meme ağrısı olur, bi dolgunluk hissi gelir. Ya da regl olmadan hemen önce. Hah işte, o hissi al 633737 ile çarp. Sanki yeni silikon ameliyatı olduk. Ööyle bir durum. İşin duygusal boyutu enteresan, ne olduğunu idrak etmeye çalışarak geçiyor zaman. Ve tabii ne olacağını, nasıl ilerleyeceğini düşünerek

Gebeliğin olabilecek en keyifli zamanı 2. Trimester. Yani 4. 5. Ve 6. Aylar. Mesela toplu taşıma kullanıyorsanız genelde 6. Aya kadar yer verme durumu pek olmuyor, sürünüyorsunuz mesai giriş-çıkış saatlerinde. 5. Ya da 6. Ayda azıcık da olsa förtleyen göbeğiniz sayesinde biraz huzur bularak oturmaya başlayabilirsiniz. Bu noktada hiç kimse yer vermese bile yurdum teyzeleri gerek gençlere kalkıp size yer vermeleri konusunda çemkirerek, gerek kendileri kalkıp yer vererek gereken özeni gösteriyorlar. Allah hepsinden razı olsun valla, şükran borçluyum. Aşerme sorunu da çok yaşamadım, bir ara turşu suyuna fena düşmüşlüğüm var sadece. 6. Ay bitişine kadar da öyle çok kilo alınmıyor. Kilo alma konusuna öyle aman aman dikkat etmedim, hatta daha çok “Daha en fazla bir kere daha hamilelik yaşayacağım, yiyeceğim tabii” modundaydım. Ama gerçekten iyi ve kaliteli beslendim. Gebelikte beslenme konusu aslında biraz uzun ve ayrıntılı bir konu, bu yüzden onu başka bir yazıda anlatacağım.

Gelelim beni benden alan, hayattan biraz da olsa soğutan sürece, son trimester. Özellikle de son 1 ay. Canım benim. Bir kere, benim hamilelikte favorim burun. Hokka gibi burnum vardır, estetik mi diye sorarlar hep. Öyle bir hale geliyor ki o burun, bir daha eski haline dönecek mi diye oturup ağladığımı bilirim. Ayaklarınız biraz büyükse (benim 40tı zaten) en az kafadan 1 numara büyüyor, üzerine bir de şişlik. Shrek gibi oluyorsun Shrek gibi sevgili okur. Sadece yeşil değilsin diye şükredeceksen onu bilemem.
Uyumak ayrı işkence. Sağdan sola dönmek için 5 dakika harcar mısın normal şartlarda? Artık vücut gece dakika başı uyanmaya alışsın diye mi nedir bilmiyorum, sürekli tuvalete kalkıyorsun. Yatağınızın yan tarafında tutunup kalkabileceğiniz bi şey yoksa, hepten bittiniz. Normalde gece yatarsın, sabah da kalkarsın di mi? Son trimester çiş konusunda öyle verimli geçiyor ki gece 10 kere kalkıyorsun neredeyse. Gökhan’la Mali, benimle bir yere gitmekten sıkılmışlardı artık. Çünkü her 10 dakikada bir tuvalet aramak zorunda kalıyorduk. Neyse bu konuda şöyle bir güzellik var, engelli tuvaletlerini kullanmanız serbest. Bu bilgi resmen hayat kurtarıyor. Bir de benden size bir tavsiye, özellikle son trimesterde yanınızda hep bi kat alt kıyafet bulundurun. Bir aksırık, bir hapşırma bütün gününüzün mahvolmasına neden olabilir yoksa.
Kilo konusunda da kilit nokta son 1 aydır benim nazarımda. 8. Ayın sonuna kadar 12 kilo gibi bir kilo alımım oldu. Fakat son 2 hafta gittikçe devleşiyorsun. Ha bu arada, gebelikte spor yapabilen insanlar gerçekten cok şanslılar. Bende 8 cm’ye ulaşan bir myom ve onun yüzünden düşük tehlikesi hep baki olduğu için, yürüyüş dahi vermedi doktorum. Hatta rapor verip yatmamı istedi esasen ama sonra beni tanıdıkça bu fikrinden vazgeçti. Ben de belki kendimi bırakmadığımdandır, 37. Haftaya kadar mis gibi çalıştım. Hemen her gün de çıkıp bol bol gezdim. Doğuma 2 gün varken 3 km’lik yol yürüyüp, pazara gidip, biraz dinlenip yine yürüyerek dönmüşlüğüm var. İçimde kalan bu gebelikte spor mevzusunu, ikinci gebeliğimde yapmayı planlıyorum umarım bir sıkıntı çıkmaz. Ben 39+1de, sezaryenle doğum yaptım. Myoma rağmen risklerini anlatarak ama normal dogum istegimi destekleyen doktorum, 39+1 muayenesinde nst’de kasılmaların başladığını gördü. Güney efendi 4 kg üzeri görünüyordu (3.800 doğdu) bir de tabii myom. O arkadaşın da alınabilmesi ve normal doğumda olası bir terslik yaratması riskine karşı sezaryene alındım. Doğumu da ayrıntılı olarak anlatacağım ayrıca.

Neyse, kilo diyorduk. Bakın gebeliğin son 2 haftasının fotoğrafını kimse boydan paylaşmıyor. Gebelik başındaki kilosunu yüksek söyleyen mi ararsın, yooo almadım ki diye aleni yalan söyleyenini mi? Son hafta şişeceksin güzel kardeşim. Hiç atma. Bitsin diye dualar edeceksin. Neyse allahtan sayılı gün gerçekten çabuk geçiyor. Yoksa o şiş olma haline uzun süre kimse katlanamaz. Vücudun, eğer öncesinde kilo problemi hiç yaşamadıysan tahayyül edebileceğin en iri haline ulaşıyor.

Gebelik süresince her şeye ama her şeye ağlayan birine dönüşmüştüm. Dogumdan sonra ilk 2 ay iyice artan bu durum şimdi yavaş yavaş azaldı. Ama tam olarak geçmedi. Evladım çok şükür sağlıklı diye oturup ağlar mısın? Ben ağlayabiliyorum. Birisi gebelik için, bugünleri unutacaksın evladını görünce demişti. Doğru söylemiş. Unutuyorsun. Bebek doğduktan sonraki ilk 40 gün de gerçekten çok zor. Ama onu da unutuyorsun. Bir yerden sonra her gün daha iyiye gidiyor. Başka türlü olsa, kimse ikinci hatta üçüncü çocuğu yapamazdı zaten. Böyle uzun uzun yazdım diye, hamileliğin hiç güzel yanı yok sanmayın. İçinde gün be gün büyüyen bir insan, senin bir parçan varken güzelliği olmaz olur mu? Doktora gidip onu gördüğün, kalp atışlarını dinlediğin anlar… Her test ve kontrol sonrası her şeyin yolunda olduğunu öğrenmek tüm kötü yanlarını ve endişeleri köreltiyor. Bunun dışında bütün olumsuz duygu ve düşüncelerin üstesinden “Bunu herkes yapıyor, ben de yapabilirim” düsturuyla gelebilirsiniz. Çünkü şartlar neyi gerektiriyorsa ona uyum sağlayan kadın bedeni diye bir gerçek var.


 

Demek Anne Oldun, Gel Bak Ne Diyeceğim Sana

Çocuk sahibi olmak çok güzel bir şey. Bu konuda en ufak bir tereddütüm ya da kinayem yok. Hele sağlık durumu iyi olduktan sonra cennette olmak gibi bir şey, gerçekten.

Ama hayli zor da bir durum. Sen hayatının bayağı bi dönemini tek başına iktidar olarak geçir,  yediğin önünde yemediğin sipariş edilmek üzere yemeksepetinde dursun; sonra bi tane yer cücesi peydah olup senin doyamadığın uykularına, o artık sıcak içemediğin güzelim kahvelerine göz diksin. Olacak iş degil!

Bebek ve çocuk ürünleri satan mağazalar daha evvel hiç umrumda olmazken simdi haftanin hiç değilse 1-2 saatini içlerinde geçirebiliyorum. Ki aslında bu devede kulak bile değil. Süreç hamile kalmaya çalışırken başlıyor. Hamilelik boyunca eli kulağı yerinde mi, zekası gelişiyor mu, ay şu testi de atlatalım, yok bu ay bilmem ne yüklemesi var onu da geçelim, ay bugün  kıpırdadı mı, aman ya doğarken kendimi sıkarsam da çocuğun Allah korusun boynu başı bi yeri zedelenirse falan derken konuya 1-0 yenik başlıyorsun. Evham bizim işimiz. Doğuyor, sarılığı emmesi derken yok göbeği düştü mü yok sünneti ne olacak, gözleri çapaklanıyor masaj yapalım, demir damlası, D vitamini takviyesi derken saçlarına ilk aklar düşüyor. Tabii bu bütün hengame ve düşünceler uykusuzluklar silsilesi boyunca etrafınızda olup bir türlü o koca çenesini kapatmayı bilmeyen insanlardan hiç bahsetmedim bile farkındaysanız! Çisiydi, kakasıydı derken bir ek gıda mevzusu var ki, yurdum insanı en azından 1 tane çocuk doğurduğu anda kendini uzman sanıyor. Ek gıdaya geçmeden su ver verme itişmesi, el kadar bebelere daha 6 ayı dolmadan ek gıdaya başlatmalar, ek gıdayı ana öğün gibi saymalar falan. Ay yemin ederim içim epridi. Bu iş benim son derece uzmanlık alanımda ben bile sorulmadan kimseye şunu  yap bunu yap demiyorum canım be. Sen hayırdır?

Emzirme konusu başlı başına bir hikaye. Onu da başka bir gün yazayım artık. Hatta madem başladık, çocuk sahibi olma konusunda  irdelenmesini istediğiniz başka konular varsa yazın, belki kafama uyar bir iki söz söylerim. Kalın sağlıcakla.

Pireti’nin Gebelik Günlüğü – Geri Sayım Son 30 Gün

Merhaba!

Bir önceki yazımdan yani 26. haftamdan beri bebeğin büyümesi, dolayısıyla benim gittikçe büyüyüp irileşmem dışında bir sıkıntı bir şey olmadı çok şükür. Şu an 35 Hafta 5 günlüğüm ve artık her an gelebilir Güney. :) Doktorumuz doğum tarihinin 6 Nisan olabileceğini söyledi ki bu da normalden 10 gün evvel oluyor.

Bu ara sorunlarım sık tuvalete gitmek, gece uykularının bu tuvaletler yüzünden çok bölünmesi, reflü, sağ kaburgada bebek iyice büyüdüğü ve rahat durmadığı için ağrı-yanma, aşırı ödem, hareketlerimin yavaşlaması. Evet hamilelik çok güzel, evet Allah isteyen herkese nasip etsin ancak bu iş öyle sihirli muhteşem bir dönem falan değil. Belki ilk 7 ay güzel olabilir. Ancak sonrası artık yavaş yavaş kabusa dönüyor. Bütün hayatım boyunca fiziksel olarak kendimi bu kadar çaresiz ve rahatsız hissettiğimi hatırlamıyorum. Geçen bir kuzenim yazmış, hamilelere neden “Allah kurtarsın” denildiğini anladığın ay 8. ay oluyor. Gerçi ilk 7 ay güzel dedim de, ilk 3 ay mide bulantıları yüzünden intiharın eşiğine gelen çok kadın biliyorum. O yüzden biz bunu 4-7 ay arasında sınırlayalım en iyisi. Ay neyse, yazarken bile içim sıkıldı.

Bir de işin psikolojik kısmı var. Bana mesela bu ara her şey batıyor. Herkes. Yani daha evvel bunca zaman bu insanlara nasıl tahammül edebildiğimi sorgular oldum. Bir de üzerine insanların “Amma şişmişsin” “Sen daha doğurmadın mı ya?” “Doğur artık hahahah” gibi densiz cümleleri gerçekten eline döner bıçağı alıp kalabalığa dalma hayalleri kurdursa da, “Geçecek” diyerek kendini teskin ediyorsun. Mecburen. İnsanlar bayılıyor kendilerini alakadar etmeyen konulara burunlarını sokmaya.

Velhasıl böyle işte. Perşembe 36 hafta doluyor ve doktor kontrolüm var. Artık normal-sezaryen konusunda bir fikir verir ve/veya gün söyler diye umut ediyoruz.