düşünce

Çünkü Ben Sevmeye Hazırım Çoktan Sizi**

oldukça uzun bir zaman aradan sonra merhabalar efendim. biraz vakitsizlikten, biraz hastalıktan, daha çok sevgilimle vakit geçirmekten, azıcık da işten güçten; ama en çok pek yazmak istemememden dolayı yazmıyordum hanidir. bir solukluk fırsat bulmuşken, iki satır karalayayım dedim, yazmadığım için çemkiren sevgili dostlarıma da selam etmiş olayım.

– burak özdemir’ in “tanrının doğumgünü” kitabını okuyorum 2 aydır. normalde bu boyuttaki bir kitap benim için 3-4 günlük bir maceradır, bu kez sindire sindire gidiyorum bilerek, kişisel gelişimim için de çok yol katettiğimi söyleyebilirim. öyle bir kitapla hayatım değişti ayol insanlarından hiçbir zaman olmadım ama, bu kez durum biraz farklı. yaşamamış kimseye tarif edemeyeceğim, belli bir yaşla insanın hayatında bir şeylerin ciddi ciddi değiştiği döneme denk gelen bir kitap olunca, e içerik de son derece sağlam olunca çok etkilendim açıkçası. şiddetle tavsiyemdir. geçenlerde bir kitap için yazdığım bir yazının akabinde, dallama bir okur(üzgünüm, dallama bence) “neden tavsiye ettiğini de yazsana arkadaşım” minvalli bir yorum göndermişti. neden yazayım yahu? okurken ne zevk alacaksın o zaman? oku kendin işte, ben sadece tavsiye ediyorum, keyfim istemezse onu da yapmam. allah allah..

– okul şahane gidiyor, devlet okulu canmış. insanın başında dikilip de sürekli işine karışan işgüzar müdürler, ya da kendini kıdemli sanan öğretmen bozuntuları olmayınca çok daha kolaymış cidden her şey. çok da şanslıyım sanırım, bu kez ortamım da güzel. öyle burnu havada, dünya kendi etrafında dönüyor sanan mesai arkadaşlarım yok, okul ile ev arası yürüyerek 5 dakika. üstelik 12.30-17.30 arası çalışıyorum, mahalle maçına gider gibi. nefis. bir de haftaiçi bir akşam halkeğitim’ de yetişkinlere ders vermeye başladım, ondan da ayrı bir keyif alıyorum. acaba üniversitede hocalık yapmayı düşünsem mi ciddi ciddi?

– aşk güzel şey arkadaş. sorumluluk, ilişki, bütünlük, sadakat, güven.. ben sevgilimle ayrı şehirlerde yaşadığım 1 yıl süresince hiçbir şey yaşamamışım, şimdi her şey çok daha güzel. birlikte olgunlaşmak daha da güzel, her şey daha kıymetli oluyor. dediğim gibi aşk güzel bir şey, kıymetni bilene. 17 aylarımız 17 yıllarımıza; 17 yıllarımız ömrümüze dönsün inşallah.. çok şükür, allah olmayana da versin.

– 9 sene tek yaşadıktan sonra aileyle yaşamak da hem güzelmiş, hem de zormuş arkadaş.. annem çok hoş, çok düşünceli, çok tatlı filan ama ben sevmiyorum sürekli odamın toplanmasını annecim ya.. saygılar!

sourberry‘ de yeni bir program açtım. cuma sabahlarınızı renklendirsin diye efendim. portakal suyu tadında, mantarlı omlet tadında, ne bileyim baileysli kahve tadında bir program. breakfast at pretty’s! her cuma 10.00-12.00 arasında sizlerleyim, afişe sözlük yazarı iseniz şuradan bakabilirsiniz.. ellerimlen yaptım valla! breakfast at tiffany’s mükemmel bir filmdir bu arada!(e tabii filmin isminden esinlendik!)

mabel matiz. bu isme dikkat edin, çok duyacaksınız yakınlarda.. yazımın başlığındaki şarkı sözü, sezen aksu‘ nun bir şarkısından.**(bir küçük zaman)** şarkıyı mabel matiz sayesinde öğrendim, eski bir şarkı olmasına rağmen bilmiyordum. ayrıca sezen aksu yorumunu buldum ancak, mabel matiz yorumu da son derece nefis. kendi şarkıları daha da güzel, ama bir sürü farklı cover’ ı var kendisinin. çok güzel bir ses. çok! 1 haftadır filan sadece mabel matiz dinliyorum desem yeridir. yolu açık olsun, bir bulup bir yitirdiğim, ancak arkadaşlık ettiğime hiçbir zaman pişman olmadığım içi güzel, kalemi kuvvetli bir insan. ben link vermiyorum, aratın bulun dinleyin derim. kulağınızın pasını alsın. =) bu şarkının sözleri de, benden sizlere armağan olsun canlar. şuradan bakabilirsiniz..

görüşürüz!

1 Hafta Sonra

bir hafta sonra doğumgünüm. neden bilmiyorum, kazık kadar olmama rağmen hala doğumgünlerimi deli gibi bekliyorum; içimde bir sevinç, sanki çok güzel bir şeyler olacakmış gibi.. çok eğlendiğim güzel doğumgünlerim oldu son bir kaç yıldır, ancak hiçbir zaman da bir mucize yaşamadım sanırım. beklentimin ne olduğunu da bilmiyorum, sanırım çok fazla romantik-komedi, perili film filan izlemekten oluyor bunlar.

bu sene istanbul’ da da değilim artık. alıştığım gamze, koray, cengiz üçlemesi ve diğer arkadaşlarım yanımda olamayacaklar. keşke hepimizin deli gibi parası olsa, çalışmak zorunda filan olmasak da basıp gelebilseler.. nasıl mutlu olurdum, anlatamam..

velhasıl, aslında şu an içimin sıkışıklığı da normal. her doğumgünüm öncesinde yazın bitişine üzülüyorum çünkü.. bir de, mal gibi, son derece her günkü gibi bir gün olmasın istiyorum doğumgünüm. biliyorum muhtemelen bu sene öyle olacak, ama olmasın yani ya.. nolur..

Dyblog’ dan Gelen Mim

dyblog sahibi şevkibey amcasının gülü gelaek insanı beni mimlemiş seviyorum böyle şeyleri diye. iyi etmiş vallahi. hemen cevaplamaya geçelim.

1- bloguna neden bu adı verdin?

– olay aslında benim ekşi sözlük’ teki nickimin prettyinpink olması nedeniyle başladı. bir gün msn iletime, dışarı çıkarken “pretty in fink” yazdım. sonra saçma sapan bir anımda “pretty in sink”, kafam bozukken de “pretty in think” yazdım. bu böyle gitti bir süre. bu arada blogu açmıştım, ancak o zaman tanınmamak için başka bir takma ad(regina phalange) ve başka bir blog ismi kullanıyordum(filanji). sonra gün oldu devran döndü, sourberry’ de yayın yapmaya başladım. program ismi düşünürken bir arkadaşımla, o mu dedi ben mi dedim bilmiyorum, msn iletimden yola çıkarak “pretty in think” olsun programın adı dedik. sonrasında blogun adını da bu şekilde değiştirdim. sevdim çünkü çok, beni anlattığına inandım birebir.

2- blog yazarken star tribiyle istediğin, olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?

– genelde yazı yazarken, yazı hakkında düşünürken kahve&sigara ikilisi bana destek oluyor gibi gelir hep. kahve yoksa ice tea mango da olabilir şöyle buzlu buzlu. bir de, eğer içsel bir şey yazacaksam bir fon müziğim olmalı. evet.

3- en son satın aldığın garip şey nedir?

– miniş denilen bir şey var. oyuncak ama minicik böyle, son derece de sevimli. pet society’ deki heyvanlara benziyir. öğrencilerimden görmüştüm, çok istiyordum, oyuncakçı dükkanı olan bir arkadaşım var karşıyaka’ da, bir gün gittiğimde “abla sende miniş var mı?” dedim aniden; çıkardıkları içinden pembe kedi olanı seçtim ve aldım. pişman değilim. ama dalga geçeni sağlam oyarım.

4- şeker gibi olduğun anlar ne zamanlardır?

– bariz düşündüm ne yalan söyleyeyim. şeker gibi hiç olmuyorum sanırım ben, tabiatım böyle huysuzum. ama hayatımdaki her şeye güvenim ve en önemlisi kendime güvenim tam olduğunda şeker gibi oluyorumdur sanırım.

5- “arkadaşım artık sormayın şunları!” dediğin şeyler nelerdir?

– evlenmeyi düşünmüyor musunuz? rüyalara girenler’ de birincisin ne düşünüyorsun? sen şimdi kesin taşındın mı(ya da)/taşınacak mısın? röh diyorum röh. düşün lan yakamdan. hayır sanki evlenirsem bunlara yarayacak, rüyalara girenler bir nedir ayrıca? ha bir de, taşındım evet, taşınacaktım, hala algılayamayan var, inanamıyorum.

6- seksin sendeki rengi nedir?

komple yıldızlı siyah bir gece rengi. evet.

7- aynaya bakınca gördüğün nedir?

– olgunlaşmakta çok zorlanan, dünyaya, insanların dürüstlükten uzak, yapmacık hallerine hala alışamamış; herkesi kendisi gibi açık ve içten zanneden; sürekli huzursuz bir varlık. kısacası “ben bu dünyaya bir türlü alışamadım, bu yüzden insan içine karışamadım..”

8- kendini okutan blog dediğin bloglar hangileri?

– açıkçası “pretty in reading” kısmındaki bütün blogları güncellendikçe okuyorum. eğer bayan, sıkan birileri olursa çıkarıyorum listeden. o yüzden bi zahmet kimleri okunası bulduğumu bilmek için lütfen o listeye göz atınız, tek tek yazamiciim.

9- bu blogun sahibi/sahibesi ile karşılaşabileceğin yerler nerelerdir?

– eskiden olsa kadıköy ve taksim derdim hiç düşünmeden. şimdi genellikle karşıyaka ve bostanlı; nadiren de alsancak diyebiliyorum.. sonracığıma sanal ortam var. ekşi sözlük, mail, facebook, twitter, friendfeed filan. bulursun sen bir yolunu bence.

***

evet, bu kadardı sorularımız. şimdi gelelim mimi paslamaya;

sevgili “ben” telaşları, fuu ! ve günay doğan! mimlendiniz anacım!

Tatil Dönüşüne 2 Kala

* malkara-keşan yolunda olan kaza nedeniyle meraklananlar olmuş. çok şükür alakam yok, kaza sırasında gayet deniz kenarında kavruluyordum.

* başlıktan da anlaşılabileceği üzre, cuma gecesi izmir’ e dönüyorum ve tatil bitiyor. hem özledim, hem bitiyor diye üzgünüm..

* doğumgünüme 1 ay kaldı. her sene bu zamanlar bir hüzün çöker üzerime, yaz bitiyor olduğundan hiçbir doğumgünümde geniş geniş sevinemem. yaz bitimi kötü bir şeydir.

* gündüz 12’den, akşamüstü 5′ e kadar, güneşin altında balık tuttuğum için deli gibi yanıp, akabinde ciyaklayıp, akabinde su toplayıp onun akabinde de soyuldum. hala soyuluyorum. anneannem bana bakıp bakıp “yamalı eşşek” dedi bu yüzden. buradan kınıyorum kendisini. 28 yaşındayım, hayatımda ilk kez güneş yanığı sebebiyle acı çektim ve ilk kez soyuldum. neyse, deneyim deneyimdir.

* tatilimin 19. günü itibariyle 5 kg almış bulunuyorum. ne güzel di mi? pöh. ama ben demiştim anneannem çok güzel yemekler yapar diye. gelsin su börekleri, gitsin pişiler, mercimekli köfteler, kadayıflar..

* vınn güzel bir şeymiş abicim. yaşasın 3g. dayımın vın 3g’ si sayesinde yazabiliyorum şu an bunları misal. yoksa bizim yazlık evde telefon bile yok ki internet olsun..

* keyifsizim aslında ben. hayatımdaki her şeyi aynı anda değiştirmeye çalışmanın verdiği bir huzursuzluk; boşluk hissi, mide kasılması filan var içimde. bir kaç ay sonra “ulan neler oldu ya, hiç geçmeyecek, hiç atlatamayacağım sanıyordum ama geçti çok şükür” diyebilmeyi umuyorum. ne olur olsun bu. bu olsun.

Uzanmışım Kumsala


değerli dostlar, yaklaşık 3 haftalık bir zaman dilimi için, bu akşam hareketle saros körfezi’ ne doğru(edirne) yola çıkıyorum.

tatildeyken internetle alakamın olacağını çok sanmamakla birlikte, vaktimi henüz tatile gidememiş olanlarınız için dua etmekle, yoga yapmakla, denize girmekle, güneşte malak gibi yatmakla, akşam üzerleri sahilden balık tutmakla ve anneanneciğimin leziz yemeklerini agop’ un kazı misali yutmakla geçireceğim..

öyle işte. eh hadi madem, bana iyi tatilleeeeeer!