aşk

Hadi!

 

551661_10151163346307571_1509197542_n

 

 

Bir dakika şimdi, önce bir şunu aç; Bulutsuzluk Özlemi – Güneye Giderken

Okurken dinlemeni istiyorum. Hah.

 

 

Hadi bak yine yaz olsun.

 

Çok da düşünmeden atlayalım yine arabaya, istikamet hep Muğla. Bu sefer Datça mı, Söğüt mü, Bozburun mu, Gökova mı sen karar ver. Belki daha önce uğramadığımız bir yer olur? Bağıra çağıra eşlik edelim yine Nejat Yavaşoğulları’na; Yolda güneş yükse-liiiii-yoooor-duuu; güneye giderken!

Sabahları botla açılalım bir koya; sen dal ben olta yapayım. Giderken ve gelirken muhakkak sırtı çekelim ama! Biraz fazla açılırsak, Symi de konaklarız hem.

Akşam dönelim pansiyona, Söğüt’e gitmişsek, Pakize ablanın müthiş yemeklerinden yiyelim. Sofrada salata, deniz börülcesi, ahtapot, kalamar, karides, lahoz, midye olsun.. Bir de 35lik; yeter bize.

Dönüş yolunda üşenmeyelim, Bodrum’a uğrayalım. Bitez’deki dondurmacıdan mandalinalı dondurma; izmir yolundaki mısırcıdan kaynamış mısır alalım.

Söke’de trafik çoktur kesin, Kuşadası’ndan kaçalım.

Bu kadar sıradan hayata inat, biz hep “Hadi mi? Hadi!” mantığında yaşayalım.

Aşk Üzerine

 

“aşk, birlikte olduğun insanı tanıyıncaya kadar acı veriyor. çünkü o kişiyi tanıyıncaya kadar basmaman gereken ne kadar mayın varsa, boş arazide, mayınların yerini bilmeden hoplaya zıplaya yürüyorsun. ilk 3-4 cicim ayı geçtikten sonra mayınların patlayışı daha şiddetli hissediliyor, sonrasında da bir sürü kavga-gürültü oluyor. ha, tabi bunları yaşamayan extrem örnek çiftler de var ama geneli böyle. ne zaman ki birbirinin mayınlarının yerini ve o mayınlara basmamayı, onları patlatmamayı öğreniyorsun, işte o zaman ilişki ve aşk mutluluk vermeye başlıyor. o mayınların patlama sürecinde aşkın bitmiyorsa oluyor bu. ama bu süreç bazen öyle sancılı oluyor ki, arada saygı-sevgi-aşk kalmıyor. o yüzden ilişkiler başladıktan bir kaç ay sonra bitiyor.

şey var bir de, bebeklerin 3 yaşı tamamen bencildir. “benim oyuncağım, benim alanım, benim annem, benim babam” derler hep. ben merkezcidirler. paylaşma ve başkalarını düşünme yoktur, çünkü bu bilinç gelişmemiştir ve tabir-i caizse, dünya kendilerinin etrafında dönüyor sanırlar. 4-5 yaşla birlikte, başkalarının da istekleri olduğunu, oyuncaklarını paylaşmaları gerektiğini, paylaşırlarsa kendilerinin de başkalarının oyuncaklarıyla oynayabileceklerini farkederler. ilişkiler de tıpkı böyledir bence. ne zaman ki çiftler karşı tarafı mutlu etmeye odaklanır, o zaman ilişki gerçek bir ilişki olur.

1.

[buraya yazı gelecek]

hali hazırda toplanmaya çalıştığımdan ve belimin ağrısından iki cümleyi bir araya zor getirdiğimden, yazmak istediğim şekilde bir şey yazamayacak olduğuma kanaat edip, şimdilik sadece;

kutlu olsun,
hep mutlu olalım,
gözlerin, ellerin, sesin, varlığın, kendiliğindenliğin, inancınla; her şeyinle hep yanımda ol diliyorum sevgilim.

seni çok seviyorum.. bildiğinden de fazla.

Hıdırellez

koşuşturmaktan hiç farkında değilim, hıdırellez gelivermiş.. bu ara blogumu çok boşladığımı biliyorum ancak yoğun olan tempom daha da arttığı için bu sıra böyle olacak.

hıdırellezin, hepimize bolluk, bereket, sağlık ve neşe getirmesini diliyorum. evrenin bize sunduğu güzellikleri ayırt edecek şekilde açılsın hepimizin gönül gözleri..

geçen sene bu zamanlar “acıyı ekmiştim, yerine aşk yeşerdi” çok şükür.

kutlu olsun!