Annelik

Kardeş Şart (mı?)

image

 

Bilmem, belki de değildir. Kendim gibi tek çocuk olanlara bu soruyu yönelttiğimde genel olarak “Keşke kardeşim olsaydı” diyenler olduğu gibi, “Yoo iyi ki tek çocuğum” diyenler de var. Kardeşi olanlar için de sorunun cevabı yine ikiye ayrılıyor. Çünkü kardeşi/abisi/ablasıyla aşırı iyi anlaşanlar olduğu gibi, şeytan görsün yüzünü diyenler, ne bileyim bayağı bir kazık yemiş olanlar da az değil.

Aldigim eğitim gereği midir, yoksa tek çocukluktan ebedi billah sıkılmış olduğumdan mıdır bilinmez, ben kardeş olsa iyi olur tarafındayım. Tabii bunu işin yalnızca psikolojik/pedagojik boyutunu düşünerek söylüyorum. Maddi boyutunda düşününce gerçekten zorlanacak durumda bir ailenin ikinci, hatta üçüncü çocuğu yapması çok doğru değil. Bir de, ozellikle bu sene veli profilinde çok denk geldiğim aile içinde geçimsizlik durumu varken ikinci üçüncü beşinci değil hiçinci çocuk daha mantıklı.

İşin uzman boyutunu tüm bu şartlar altında düşününce, kardeş şart mı sorusunun, tamamen anne-babanın ortak kararı olarak cevaplanması gerektiği aşikar. Tabii mevcut çocuğun durumu nasıl karşılayacağı da aslında size bağlı.  Hamilelik ve lohusalık son derece yıpratıcı bir süreç, kim ne derse desin. Bu nedenle pozitif ayıracağım izninizle; bu durumda annenin oyunun iki oy sayılması bence daha makul :)

Peki Peki Anladık

Dün akşam çok eski bir blog ve sözlük arkadaşım ile karşılaştık. Normalde, insanlarla karşılaşınca ne yaparsın? Ayaküstü biraz hal hatır sorar yoluna devam edersin. Bizler ise, uzunca sohbet ettik ve kendi adıma doyamadım. Hem de hiç.

Neden? Çünkü eşekten düşenin halinden eşekten düşen anlıyor da ondan. Güney ayın 10’unda 9. Ayını bitirecek, onun oğlu ise 1 yaşını doldurdu. Yani bizler, aşağı yukarı 4 aylık bir arayla aynı şeyleri yaşayan mağdur ama mutlu tipleriz. Ek gıdadan girdik hastalıktan çıktık, diştir kuştur derken doyamadık.

Böyle oluyor işte. Samimi insan bulduğun zaman yakalayıp bırakmayasın geliyor. Çünkü aslında her eşekten düşen bir değil. Herkes bebesini kıyaslama yarışına girmeye çok meraklı. Bu sinsilik olmadan, maddi manevi yarışa girmeden iki lokma halini anlatabilmek günümüzde adeta bir lüks. Ego çok akışkan bir şey. Dozu önemli. Kendi kurduğun hayatla, çocuğunla elbette gururlanırsın. Çocuğun iyi bir şey yaptığında mutlu olmaman gibi bir durum asla söz konusu olamaz zaten. Ama zaman öyle bir zaman ki, geçenlerde bir Facebook grubunda “Çok güzel çocuk yapmışım, herkes oglusumu kıskanıyor ne yapacağımı bilemiyorum” minvalli seyler yazan bir kadına denk geldim. He bizimkiler at boku zaten. Ya böyle bir şeyi nasıl düşündün, onu bırak ne cüretle yazdın hiç anlayamıyorum. Ne demelerini bekledi acaba insanların? “Aaaa hakketten kardeş ne güzel yavrulamışsın çocuğumdan soğudum şu an derhal çöpe atıyorum daha fazla böyle yaşayamam” falan mı? İnan hiç kıskanmıyoruz senin oğluşunu ya. Neden kıskanalım? Bu örneği verdim diye bu tipleri uzaklarda aramayın. Her yerdeler inanın. Kucağımda ya da bebek arabasında Güney’i gören bir kadını kıçıma başıma bakarken yakalıyorsam biliyorum ki o da o tarikattan. Bakıyor ben kilo vermiş miyim, bebe kaç aylık, kocam bu esnada napıyo, armut gibi yanımızda dikiliyor mu çocuğun bi şeylerine yardımcı mı oluyor.

Kendi dünyanda sen en iyi annesin canım kardeşim. Hep de öyle kalacaksın. Bunu ironi olarak söylemiyorum gerçekten öyle. Bu olmasa zaten hayatımız başkalarına özenmekle geçer. Hiç gerek yok kendini kimseyle yarıştırmaya, o ne yapıyor diye kem gözle bakmaya.

işte bunlar olunca, hiç keyfi kalmıyor kendin gibi yeni anne-babalarla oturup hasbihal etmenin. Biliyorsun ki fitne var fesat var. Peki benim burda ne işim var deyip koşarak uzaklaşıyorsun.

Arkadaşım ve eşi sağ olsun, o ayaküstü sohbette başından yakın tarihlerde aynı şeyler, aynı aşamalar geçmiş insanlar olarak acayip keyif aldık. En kısa zamanda bebeleri tanıştırırız umarım.

Demek Anne Oldun, Gel Bak Ne Diyeceğim Sana

Çocuk sahibi olmak çok güzel bir şey. Bu konuda en ufak bir tereddütüm ya da kinayem yok. Hele sağlık durumu iyi olduktan sonra cennette olmak gibi bir şey, gerçekten.

Ama hayli zor da bir durum. Sen hayatının bayağı bi dönemini tek başına iktidar olarak geçir,  yediğin önünde yemediğin sipariş edilmek üzere yemeksepetinde dursun; sonra bi tane yer cücesi peydah olup senin doyamadığın uykularına, o artık sıcak içemediğin güzelim kahvelerine göz diksin. Olacak iş degil!

Bebek ve çocuk ürünleri satan mağazalar daha evvel hiç umrumda olmazken simdi haftanin hiç değilse 1-2 saatini içlerinde geçirebiliyorum. Ki aslında bu devede kulak bile değil. Süreç hamile kalmaya çalışırken başlıyor. Hamilelik boyunca eli kulağı yerinde mi, zekası gelişiyor mu, ay şu testi de atlatalım, yok bu ay bilmem ne yüklemesi var onu da geçelim, ay bugün  kıpırdadı mı, aman ya doğarken kendimi sıkarsam da çocuğun Allah korusun boynu başı bi yeri zedelenirse falan derken konuya 1-0 yenik başlıyorsun. Evham bizim işimiz. Doğuyor, sarılığı emmesi derken yok göbeği düştü mü yok sünneti ne olacak, gözleri çapaklanıyor masaj yapalım, demir damlası, D vitamini takviyesi derken saçlarına ilk aklar düşüyor. Tabii bu bütün hengame ve düşünceler uykusuzluklar silsilesi boyunca etrafınızda olup bir türlü o koca çenesini kapatmayı bilmeyen insanlardan hiç bahsetmedim bile farkındaysanız! Çisiydi, kakasıydı derken bir ek gıda mevzusu var ki, yurdum insanı en azından 1 tane çocuk doğurduğu anda kendini uzman sanıyor. Ek gıdaya geçmeden su ver verme itişmesi, el kadar bebelere daha 6 ayı dolmadan ek gıdaya başlatmalar, ek gıdayı ana öğün gibi saymalar falan. Ay yemin ederim içim epridi. Bu iş benim son derece uzmanlık alanımda ben bile sorulmadan kimseye şunu  yap bunu yap demiyorum canım be. Sen hayırdır?

Emzirme konusu başlı başına bir hikaye. Onu da başka bir gün yazayım artık. Hatta madem başladık, çocuk sahibi olma konusunda  irdelenmesini istediğiniz başka konular varsa yazın, belki kafama uyar bir iki söz söylerim. Kalın sağlıcakla.