Aile

Kardeş Şart (mı?)

image

 

Bilmem, belki de değildir. Kendim gibi tek çocuk olanlara bu soruyu yönelttiğimde genel olarak “Keşke kardeşim olsaydı” diyenler olduğu gibi, “Yoo iyi ki tek çocuğum” diyenler de var. Kardeşi olanlar için de sorunun cevabı yine ikiye ayrılıyor. Çünkü kardeşi/abisi/ablasıyla aşırı iyi anlaşanlar olduğu gibi, şeytan görsün yüzünü diyenler, ne bileyim bayağı bir kazık yemiş olanlar da az değil.

Aldigim eğitim gereği midir, yoksa tek çocukluktan ebedi billah sıkılmış olduğumdan mıdır bilinmez, ben kardeş olsa iyi olur tarafındayım. Tabii bunu işin yalnızca psikolojik/pedagojik boyutunu düşünerek söylüyorum. Maddi boyutunda düşününce gerçekten zorlanacak durumda bir ailenin ikinci, hatta üçüncü çocuğu yapması çok doğru değil. Bir de, ozellikle bu sene veli profilinde çok denk geldiğim aile içinde geçimsizlik durumu varken ikinci üçüncü beşinci değil hiçinci çocuk daha mantıklı.

İşin uzman boyutunu tüm bu şartlar altında düşününce, kardeş şart mı sorusunun, tamamen anne-babanın ortak kararı olarak cevaplanması gerektiği aşikar. Tabii mevcut çocuğun durumu nasıl karşılayacağı da aslında size bağlı.  Hamilelik ve lohusalık son derece yıpratıcı bir süreç, kim ne derse desin. Bu nedenle pozitif ayıracağım izninizle; bu durumda annenin oyunun iki oy sayılması bence daha makul :)

8 Yıl

10331742_10152804236027571_431327822_n
Sen gideli 8 koca yıl oluyor yarın canım kardeşim.

Çocuğum olsa 8 yaşında olacaktı mesela.

Son 2 yıldır Beşiktaş ile olan bağımı kuvvetlendirdim. Her maçı izlemeye, izleyemezsem dinlemeye, dinleyemezsem Twitter akışından takip etmeye çalışıyorum. Sanki her maçta sana daha yakın, her golümüzde beraber seviniyormuşuz gibi.. Son yaptığımız iddaa kuponunu hala saklıyorum. Bundesliga’da şans yüzümüze güleydi belki sen gitmeden hayal ettiğimiz bir kaç şeyi daha yapabilirdik. Olmadı. Benden senin hatrın için Beşiktaşlı olmamı rica eden canım annen de yanında bu yıl.. Hala boğazım düğüm düğüm.

İkinizi de çok özledim.

Sen gideli değişen çok şey olduğu gibi, aslında çoğu şey de aynı. İnsanlar aynı puştluk seviyesinde mesela. Hala bir iyileşme kaydedemedik dünya geneli olarak. Gerçi barış kelimesi dillere daha pelesenk olmuş durumda ama kişisel hayatında barışı sağlayamayanlar nedeniyle dünya hala boktan bir yer. Barış ve sevgi tümevaramıyorlar bu yüzden. Çocuklar ölüyor. Biraz vicdanı olan herkes, hepimiz en çok buna üzülüyoruz.

Bu yazıyı yazmaya başladığımda ağlıyordum. Fonda Didou Nana çalıyor, hep seni hatırlatan şarkılardan biri. İçimden kelimeler taşıyor 8 yıldır olduğu gibi, ben artık yazmakta zorlanıyorum. Sen gideli en çok değişen şeylerden biri de benim. Çirkin insanların her darbesinde bi tık daha içine dönen, anlatmayan, yanaşmayan, güvenemeyen biri oldum çıktım. Buna “Büyümek” diyorlar kafası yetişkin ruhsuz ordusu. Hiç istemem bilirsin..

Bu yıl içimin sıkışıklığı iki kat. Teyzemin acısı da katmerli.. 20 Ocak’tı yanına geldiğinde.. Bir yandan da bi ferahlık bi huzur var. İçimde kalan inanç kırıntılarından medet umuyorum. Birliktesinizdir diye. İşte ne bileyim.

 

Öyle işte be Emre. Keşke hayatta olsaydın da aynı uyku sıcaklığında büyümediğim saçma sapan insanlara “kardeş” sıfatı yüklemeseydim böyle. Yokluğunu düşündükçe yalnızlığım, tek çocukluğum fena çarpıyor yüzüme, afallıyorum..  Yazacak çok şeyim var sana.. Elimin erdiği bu kadar.

 

 

“SİYAH BEYAZ EN BÜYÜK BEŞİKTAŞ ULAN!” 

4241_89245773500_683122_n

Çok özledim.

 

Günlerden Pazartesi

Grnt112

 

Yarın 1 Mayıs. 7 yıl bitiyor sen gideli. Oysa KRM’de Gamze ile öğle yemeğindeydim ve Mete aradığında kremalı brokoli çorbası içiyordum.

Sonra terasa çıkıp bir sigara yaktım.

Taksiyi çağırışımız, Bostancı’ya gelişim, cenaze.. Dün gibi.

Ne eğlenirdin sen şimdi Twitter’da, Facebook’ta.. İnsan düşünmeden edemiyor. Ne kadar devam ediyor olsak da bir şey hep eksik, hepimiz biliyoruz. Diyecek kelimemiz bir yandan çok artarken her geçen yılla, bir yandan manasızlaşıyor, hepsi bu.

 

Seni ağladık aynı kahvenin köşesinde, günlerden Pazartesi.

Özlemek

çok zaman oldu.

çok..

arasıra özlüyorum evet, her zaman değil artık; itiraf etmeliyim..
ama bu ara çok özlüyorum..

çok..

bu ara, o “arasıra”ların çok olduğu bir dönem.

üzerinden çok zaman, çok mekan, çok insan, çok hadise geçti..

ama bu ara, çok özlüyorum.. hiç gitmemiş olmanı dilerdim hep.. ama şimdi, sanki geri dönmen artık kesin olarak gerekiyormuş gibi, hiç gitmemişsin yahut gitmemeliymişsin gibi..

birlikte adımladığımız sokaklar; kadıköy’ de, taksim’ de; kolkola gezdiğimiz yerler.. kimseler dertlerime derman olmazken hiç çekinmeden uzattığın omzun.. bakarken içimden geçen her şeyi, sanki olanca zorluğuna rağmen, ben bir bir söylüyormuşum gibi gözlerinle, gözlerimden okuyuşun.. bazen de, anlayamadığında gözlerime çocuk gözlerinle, suçlu suçlu bakışın..

en çok özlediğim şeylerden biri sarılıp hüngür hüngür ağlamalarımız biliyor musun? tuhaf ama..

attığımız tavlalar, bana hep yenilmelerin, içtiğimiz sıcak şaraplar, elma suları, aromalı purolar, nargileler..

bazı geceler, bir umutla pencereden sokağa bakıyorum.. sonra gelmeyeceğini bilmenin verdiği iğrenç eminlik duygusu ile bakışlarımı gökyüzüne çevirip bir dua yolluyorum; ne için dua ettiğimi bilmeden..

ardından oluşan ve asla dolduramadığım boşluğu nereye koysam, kaldırıp denize mi atsam bilmiyorum..

“şimdi nerede acaba?” gibi anlamsız sorular uçuşuyor aklımda, her seferinde susturuyorum kendimi kabullenilmiş bir yenilgiyle.. “sus” diyorum içime..

ilk gittiğinde, olduğun yerden beni izlediğini biliyordum;
huzurluydum.

şimdi bilmiyorum, aylardır yoksun, rüyalarıma da girmiyorsun üstelik.. “bir şekilde beni görüyor, yaptıklarımı biliyor, yazdıklarımı okuyordur.” diyordum eskiden.. artık bilemiyorum.

bilmiyorum.

ama sen bil.

seni çok özlüyorum.

Yol Arkadaşım


“ben sana küsüm aslında, haberin yok..
koyup gittiğin yerde kötülük çok..

kime kızayım, nazım senden başka kime geçer?
benim sensiz kolum, bacağım, ocağım yok..

sen esas alemi seçtiğinden beri,
ben o saniyede bittiğimden beri,
dünya bildiğin dünya, dönüp duruyor işte;
uzun uzun konuşuruz bir gün son istanbul beyi..”

**kuzum.. bir doğumgünümü daha sensiz kutlayacağım yarın. bir kez daha, kimbilir kaç kez daha. umarım öbür dünya gerçekten vardır, umarım karşılaşırız bir gün.. hala bir ölüm kadar yakınımdasın emre..**