Peki Peki Anladık

Dün akşam çok eski bir blog ve sözlük arkadaşım ile karşılaştık. Normalde, insanlarla karşılaşınca ne yaparsın? Ayaküstü biraz hal hatır sorar yoluna devam edersin. Bizler ise, uzunca sohbet ettik ve kendi adıma doyamadım. Hem de hiç.

Neden? Çünkü eşekten düşenin halinden eşekten düşen anlıyor da ondan. Güney ayın 10’unda 9. Ayını bitirecek, onun oğlu ise 1 yaşını doldurdu. Yani bizler, aşağı yukarı 4 aylık bir arayla aynı şeyleri yaşayan mağdur ama mutlu tipleriz. Ek gıdadan girdik hastalıktan çıktık, diştir kuştur derken doyamadık.

Böyle oluyor işte. Samimi insan bulduğun zaman yakalayıp bırakmayasın geliyor. Çünkü aslında her eşekten düşen bir değil. Herkes bebesini kıyaslama yarışına girmeye çok meraklı. Bu sinsilik olmadan, maddi manevi yarışa girmeden iki lokma halini anlatabilmek günümüzde adeta bir lüks. Ego çok akışkan bir şey. Dozu önemli. Kendi kurduğun hayatla, çocuğunla elbette gururlanırsın. Çocuğun iyi bir şey yaptığında mutlu olmaman gibi bir durum asla söz konusu olamaz zaten. Ama zaman öyle bir zaman ki, geçenlerde bir Facebook grubunda “Çok güzel çocuk yapmışım, herkes oglusumu kıskanıyor ne yapacağımı bilemiyorum” minvalli seyler yazan bir kadına denk geldim. He bizimkiler at boku zaten. Ya böyle bir şeyi nasıl düşündün, onu bırak ne cüretle yazdın hiç anlayamıyorum. Ne demelerini bekledi acaba insanların? “Aaaa hakketten kardeş ne güzel yavrulamışsın çocuğumdan soğudum şu an derhal çöpe atıyorum daha fazla böyle yaşayamam” falan mı? İnan hiç kıskanmıyoruz senin oğluşunu ya. Neden kıskanalım? Bu örneği verdim diye bu tipleri uzaklarda aramayın. Her yerdeler inanın. Kucağımda ya da bebek arabasında Güney’i gören bir kadını kıçıma başıma bakarken yakalıyorsam biliyorum ki o da o tarikattan. Bakıyor ben kilo vermiş miyim, bebe kaç aylık, kocam bu esnada napıyo, armut gibi yanımızda dikiliyor mu çocuğun bi şeylerine yardımcı mı oluyor.

Kendi dünyanda sen en iyi annesin canım kardeşim. Hep de öyle kalacaksın. Bunu ironi olarak söylemiyorum gerçekten öyle. Bu olmasa zaten hayatımız başkalarına özenmekle geçer. Hiç gerek yok kendini kimseyle yarıştırmaya, o ne yapıyor diye kem gözle bakmaya.

işte bunlar olunca, hiç keyfi kalmıyor kendin gibi yeni anne-babalarla oturup hasbihal etmenin. Biliyorsun ki fitne var fesat var. Peki benim burda ne işim var deyip koşarak uzaklaşıyorsun.

Arkadaşım ve eşi sağ olsun, o ayaküstü sohbette başından yakın tarihlerde aynı şeyler, aynı aşamalar geçmiş insanlar olarak acayip keyif aldık. En kısa zamanda bebeleri tanıştırırız umarım.

Bir Yıl Daha Yaşandı

image

 

Bu akşam bize oğlumuzu getirdiğinden bizim için çok özel olan bu yılı geride bırakacağız. 2016’dan çok büyük beklentilerim yok. Eksilmeyelim, sevdiklerimiz yanımızda olsun, sağlıklı olalım gerisi kendiliğinden gelir. Bu benim çekirdek ailem ve çevrem için dileğim.

Dünya için sadece vicdan diliyorum. Çevre kirliliği, savaşlar…. Bitmeyen bir hırsın peşindekilere vicdan diliyorum. Çocuklara ölmek değil gülmek yakışır. Sahip olmaya çalıştığınız her ne ise, bunca kötülüğü bütün dünyanın çocuklarına neden yapıyorsanız; bir nefeste yokoluvermenizle kaybolacak hırsınız da, şimdiye kadar elde ettiğinizi sandıklarınız da. Yeni yıl size vicdan getirsin.

Yaşadığınıza pişman olmadığınız nice yıllara canlar. Bugün dünden hep daha güzel olsun. Sağlıcakla.

Sıradışı Bir Hamilelik Yazısı

Hemen hemen konuyla ilgili bütün kitaplarda, internet sitelerinde gebelik mucizevi bir zaman dilimi olarak anlatılır. Hatta, çoğu zaman konunun muhatapları bile geçirdikleri 40 haftanın ne kadar da muhteşem, ne kadar da büyülü bir zaman dilimi olduğundan dem vurur. Aaa hamilelik mi? Ne kadddar da harika!

Ben size biraz işin iç yüzünü anlatmak istiyorum. Yaşamadım ama zaten çoğu gebelikte ilk 3 ay mide bulantısının dibine vurarak, “Su içsem kusuyorum” modunda geçiyor. Ben şanslı azınlıktaydım. Bir kere olsun midem bulanmadı. Buna rağmen bu ilk trimesterde kilo almadım. Yaşayanlar mide bulantılarının insanı yaşadığına pişman ettiğini söylüyor. Bunun dışında, İlk 3 ayda hafif bir karın gerginliği harici pek sorun olmuyor. Ha tabii bir de göğüsler var. Hani ergenliğe girersin ve o meme ağrısı olur, bi dolgunluk hissi gelir. Ya da regl olmadan hemen önce. Hah işte, o hissi al 633737 ile çarp. Sanki yeni silikon ameliyatı olduk. Ööyle bir durum. İşin duygusal boyutu enteresan, ne olduğunu idrak etmeye çalışarak geçiyor zaman. Ve tabii ne olacağını, nasıl ilerleyeceğini düşünerek

Gebeliğin olabilecek en keyifli zamanı 2. Trimester. Yani 4. 5. Ve 6. Aylar. Mesela toplu taşıma kullanıyorsanız genelde 6. Aya kadar yer verme durumu pek olmuyor, sürünüyorsunuz mesai giriş-çıkış saatlerinde. 5. Ya da 6. Ayda azıcık da olsa förtleyen göbeğiniz sayesinde biraz huzur bularak oturmaya başlayabilirsiniz. Bu noktada hiç kimse yer vermese bile yurdum teyzeleri gerek gençlere kalkıp size yer vermeleri konusunda çemkirerek, gerek kendileri kalkıp yer vererek gereken özeni gösteriyorlar. Allah hepsinden razı olsun valla, şükran borçluyum. Aşerme sorunu da çok yaşamadım, bir ara turşu suyuna fena düşmüşlüğüm var sadece. 6. Ay bitişine kadar da öyle çok kilo alınmıyor. Kilo alma konusuna öyle aman aman dikkat etmedim, hatta daha çok “Daha en fazla bir kere daha hamilelik yaşayacağım, yiyeceğim tabii” modundaydım. Ama gerçekten iyi ve kaliteli beslendim. Gebelikte beslenme konusu aslında biraz uzun ve ayrıntılı bir konu, bu yüzden onu başka bir yazıda anlatacağım.

Gelelim beni benden alan, hayattan biraz da olsa soğutan sürece, son trimester. Özellikle de son 1 ay. Canım benim. Bir kere, benim hamilelikte favorim burun. Hokka gibi burnum vardır, estetik mi diye sorarlar hep. Öyle bir hale geliyor ki o burun, bir daha eski haline dönecek mi diye oturup ağladığımı bilirim. Ayaklarınız biraz büyükse (benim 40tı zaten) en az kafadan 1 numara büyüyor, üzerine bir de şişlik. Shrek gibi oluyorsun Shrek gibi sevgili okur. Sadece yeşil değilsin diye şükredeceksen onu bilemem.
Uyumak ayrı işkence. Sağdan sola dönmek için 5 dakika harcar mısın normal şartlarda? Artık vücut gece dakika başı uyanmaya alışsın diye mi nedir bilmiyorum, sürekli tuvalete kalkıyorsun. Yatağınızın yan tarafında tutunup kalkabileceğiniz bi şey yoksa, hepten bittiniz. Normalde gece yatarsın, sabah da kalkarsın di mi? Son trimester çiş konusunda öyle verimli geçiyor ki gece 10 kere kalkıyorsun neredeyse. Gökhan’la Mali, benimle bir yere gitmekten sıkılmışlardı artık. Çünkü her 10 dakikada bir tuvalet aramak zorunda kalıyorduk. Neyse bu konuda şöyle bir güzellik var, engelli tuvaletlerini kullanmanız serbest. Bu bilgi resmen hayat kurtarıyor. Bir de benden size bir tavsiye, özellikle son trimesterde yanınızda hep bi kat alt kıyafet bulundurun. Bir aksırık, bir hapşırma bütün gününüzün mahvolmasına neden olabilir yoksa.
Kilo konusunda da kilit nokta son 1 aydır benim nazarımda. 8. Ayın sonuna kadar 12 kilo gibi bir kilo alımım oldu. Fakat son 2 hafta gittikçe devleşiyorsun. Ha bu arada, gebelikte spor yapabilen insanlar gerçekten cok şanslılar. Bende 8 cm’ye ulaşan bir myom ve onun yüzünden düşük tehlikesi hep baki olduğu için, yürüyüş dahi vermedi doktorum. Hatta rapor verip yatmamı istedi esasen ama sonra beni tanıdıkça bu fikrinden vazgeçti. Ben de belki kendimi bırakmadığımdandır, 37. Haftaya kadar mis gibi çalıştım. Hemen her gün de çıkıp bol bol gezdim. Doğuma 2 gün varken 3 km’lik yol yürüyüp, pazara gidip, biraz dinlenip yine yürüyerek dönmüşlüğüm var. İçimde kalan bu gebelikte spor mevzusunu, ikinci gebeliğimde yapmayı planlıyorum umarım bir sıkıntı çıkmaz. Ben 39+1de, sezaryenle doğum yaptım. Myoma rağmen risklerini anlatarak ama normal dogum istegimi destekleyen doktorum, 39+1 muayenesinde nst’de kasılmaların başladığını gördü. Güney efendi 4 kg üzeri görünüyordu (3.800 doğdu) bir de tabii myom. O arkadaşın da alınabilmesi ve normal doğumda olası bir terslik yaratması riskine karşı sezaryene alındım. Doğumu da ayrıntılı olarak anlatacağım ayrıca.

Neyse, kilo diyorduk. Bakın gebeliğin son 2 haftasının fotoğrafını kimse boydan paylaşmıyor. Gebelik başındaki kilosunu yüksek söyleyen mi ararsın, yooo almadım ki diye aleni yalan söyleyenini mi? Son hafta şişeceksin güzel kardeşim. Hiç atma. Bitsin diye dualar edeceksin. Neyse allahtan sayılı gün gerçekten çabuk geçiyor. Yoksa o şiş olma haline uzun süre kimse katlanamaz. Vücudun, eğer öncesinde kilo problemi hiç yaşamadıysan tahayyül edebileceğin en iri haline ulaşıyor.

Gebelik süresince her şeye ama her şeye ağlayan birine dönüşmüştüm. Dogumdan sonra ilk 2 ay iyice artan bu durum şimdi yavaş yavaş azaldı. Ama tam olarak geçmedi. Evladım çok şükür sağlıklı diye oturup ağlar mısın? Ben ağlayabiliyorum. Birisi gebelik için, bugünleri unutacaksın evladını görünce demişti. Doğru söylemiş. Unutuyorsun. Bebek doğduktan sonraki ilk 40 gün de gerçekten çok zor. Ama onu da unutuyorsun. Bir yerden sonra her gün daha iyiye gidiyor. Başka türlü olsa, kimse ikinci hatta üçüncü çocuğu yapamazdı zaten. Böyle uzun uzun yazdım diye, hamileliğin hiç güzel yanı yok sanmayın. İçinde gün be gün büyüyen bir insan, senin bir parçan varken güzelliği olmaz olur mu? Doktora gidip onu gördüğün, kalp atışlarını dinlediğin anlar… Her test ve kontrol sonrası her şeyin yolunda olduğunu öğrenmek tüm kötü yanlarını ve endişeleri köreltiyor. Bunun dışında bütün olumsuz duygu ve düşüncelerin üstesinden “Bunu herkes yapıyor, ben de yapabilirim” düsturuyla gelebilirsiniz. Çünkü şartlar neyi gerektiriyorsa ona uyum sağlayan kadın bedeni diye bir gerçek var.


 

Şu Andan İtibaren Yurtdışısın!

Gezmek, yeni yerler görmek elbette çok şahane bir şey. Evinizin dibinde olsa bile yeni bir yere gitmek en basit haliyle ferahlatıcı. Çünkü yenilik güzeldir. Buraya kadar tamamız. Hiç sorun yok. Elbette gezelim, görelim, anlatalım. Hatta yediklerimizi de anlatalım ki bizden sonra gidecek olanlar nerede ne yenir, neresi kol gibi hesap çıkarıyor, nerenin nesi meşhur bilsin öğrensin, feyz alsın.

Son yıllarda mı peydah oldu, yoksa hep vardı da bizim gözümüze mi batmıyordu bilmiyorum, bi “YURTDIŞINDA HİÇ BÖYLE DEĞİL” çetesi çıktı ortaya. Hiçbir şeyi beğenmiyorlar. İki tane ülkeye seyahat eden kendini Ayhan Sicimoğlu sanıyor. Görgüsüzlük desem tam istediğim etkiyi veremiyorum, birçoğunuz anlamayacak ama ben buna kovalaklık diyorum. Evet tam olarak bu. Kovalaklık!

Ya tamam, gittin gördün eyvallah. Çok beğendin hiç sözümüz yok inan. Bizim buraların durumu da ortada, tabii ki insan kıyaslıyor. Ama bu kadar da deli şeyini beller gibi yurtdışı yurtdışı diye kendini paralamanın alemi var mı? Anladık yurtdışı hiç böyle degil, orada hiç böyle yapmıyorlar, yemin ederim hepimiz anladık. Bir de hiç alakası yokken, saçma sapan yani. Baklavadan bahsediliyor mesela, yurtdışında hiç böyle değil diye giriyor mevzuya. Ulan tabi ki orada öyle değil Türk mutfağı evladım bu.

Sonra birisi çıkıp “E bu kadar meraklısın madem şartları olgunlaştır git o çok beğendiğin memlekette yaşa” diyince de “Aaaa ben yurduma aşığım” diyor. Belli bayağı aşıksın. Sor bakalım o da sana aşık mıymış. Belki evet der yaza ananları yollar istetirsin…..

Durum aslında kendi memleketini yermek de değil. Ben gittim diyor yani gezdim çıkabildim yurtdışına param var yani gittim KESİN GİTTİM anlıyor musun? Patates çuvalı değilim gittim diyorum sana. Yurtdışı korkunç güzel muazzam yapmış adamlar abi. Bir de bize bak, bok gibi. Yani demem o ki, yurtdışında hiç böyle değil.

Senin Derdin Dert mi ki Benim Derdim Yanında

Genel olarak insan sevmem aslında ben. Ay dur böyle deyince de bi tuhaf oldu. Yani çok sosyal görünürüm ama aslında kendi kendime kalmak, kafa dinlemek isterim genel olarak. Uzun telefon konuşmaları içimi bayar mesela. İçimden KAPAT ARTIK diye çığlıklar atarken muhatabıma “Haa öyle mi olmuş ahhahaha hadi ya” filan demek zorunda olmak bana ızdırap verir.

Ben bu noktaya öylece gelmedim. Muhakkak tek çocuk olmamın, uzunca bir süre yalnız yaşamamın etkisi vardır. Üniversitedeki oda arkadaşımın miniminnacık odamıza her akşam, üstelik hiç fikrimi almadan binlerce misafir çağırmasının etkisi büyüktür. Düşünsene don paça götünü devirip yatmak istiyorsun ama olmuyor. Biri sürekli elinde ikramlar çaylar muhabbet halinde. Özel alanıma müdahale konusunda böyle titiz olmamın temelleri bunlar. Tabii hiç insan sevmiyorum diyemem. Seviyorum, ama uzaktan!

Neyse, aslında yazımın konusu çok başka. Girizgahı düzgün yapamadım. Diyalog güzel bir şey eyvallah. Derdini anlatmayan derman bulamaz derler. Konuşkan da bir insanımdır, ama son yıllarda kocam ve annem hariç hiç kimseye derdimi anlatmayan birine dönüştüm.  Hep o “O da bir şey mi?”ciler yüzünden. Hani şu keyifle bir derdini anlatamadığın, hemen lafını bölüp bölmese de kaşı gözü ile “Ohooo ben neler yaşadım, sen bunları yaşasan ne bok yiyecektin acaba?”cılar yüzünden. Ya derdini anlatıyorsun, dinliyor gibi  görünüyor, ama aslında o anda sen lafını bitir de bir an önce o kendini anlatmaya başlasın diye dört gözle bekliyor. Kardeşim madem böyle yapacaksın, en başından ben hiç konuşmayayım,  sen anlat dök içini rahatla. İnan bana sana derdimi anlatma meraklısı değilim, zaten içten içe üşeniyorum. Bir de sen böyle kaş göz ettikçe bana iyice sinir geliyor. Çünkü beni umursamıyorsun. Amaç beni dinlemek rahatlatmak falan değil. Hadi bunu da geçtim diyelim, bir de sürekli “Ay haline şükret şöyle olsa n’apacaksın, benim gibi olsa ne bok yiyeceksin” modu var. Çıldırırsın. Öyle olsa ondan dert yanar, ya da kendi kendime öyle oluşuna üzülürüm öyle değil mi? Anlatamıyorsun. Kıyaslıyor da kıyaslıyor. Ya dinleme, ya kıyaslama. 8 aylık bebeğim var, post natal depresyonun dibini gördüm yakın zamana kadar ki hala tam atlatabilmiş değilim. Bir cesaret sana anlatıyorum bana “Aaaa neden öyle oldun ki aslında her şeyin var bak benim böyleydi haline şükret” falan diyorsun. Sahi sen ne diyorsun? Yemin ederim seni anlamıyorum. Böyle olunca, azıcık zeki ve insan davranışları konusunda eğitimli biriysen yaşadığın bunalım sıkıntı yetmemiş gibi bir de anlattığın kişinin içten içe seni şımarıklık ve basitlikle suçladığını gözlerinde görebiliyorsun. Resmen seni yaşadığın sıkıntıyı yaşıyor olduğun için yargılıyor. Oturup bir de buna dertleniyorsun. Duble sıkıntı. Ya ben bunun en başında sana derdimi anlatıp biraz hafiflemek için açmıştım halbuki ağzımı. Sonra neden böyle oldun, çok asabisin. Ay bilmiyorum ki!

Velhasıl dert dinlerim, derdimi anlatmam kardeşim. Eksik kalsın.